Karbon
26-01-2010, 09:39
TÜRK SİNEMASINDA NELER OLUYOR?
Sinema tarihimizin en iyi 10 filminden ikisi bu yıl çıkarken, yabancı filmler gişede yerli filmleri yıktı. Hem tür sinemasına hakim, hem de ana akım sinemanın film gramerini uygulayan yönetmen sayısında ise bir artış gözlendi.
Önceleri bir senede 20 filmin üstüne zor çıkardık. Bu toplamın da çoğunluğu ‘sanat filmi’ olurdu. Yani sinema kelimesinden, endüstrimizden çok festivaller besleniyordu. Son yıllarda gişe rakamlarında ilk 10 film arasında artık Türk filmi sayısının ağırlıklı olması ise bu tabloyu tersine çevirdi. 2006’da 34, 2007’de 43, 2008’de ise 51 Türk filmi vizyona girdikten sonra; 2009 yılı yerli film sayısının 69’a ulaştığı sene oldu. Bu da vizyona giren toplam film sayısının aşağı yukarı üçte biri demekti.
Yabancı filme geri dönüş mü?
Bunun da ana sebebi aslında sektörün yönünün değişmesi. Öyle ki çoğu şirket, artık yabancı filmlerin iş yapmadığını düşündüklerinden, ağırlıklı olarak Türk filmi projelerine yükleniyorlar. Bu durum, ya yerli eserleri ilk sıraya almalarıyla, ya da ellerindeki yabancı şirketlerin haklarını bırakmalarıyla gerçekleşiyor.
Tabii bu yıl, ‘kalitesiz Türk filmi’ üretiminin çoğalmasına yol açan bu mantık, biraz olsun yerlebir oldu. Öyle ki “2012”, “Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay” (“The Twilight Saga: New Moon”), “Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı” (“Ice Age 3: Dawn of the Dinosaurs”) ve “Avatar” 1 milyon kişilik izleyici barajını geçerek birçok Türk filmini geride bıraktı. (tabii “Avatar”ın 2009’da vizyona girse de bu rakama 2010 içinde ulaştığını unutmayalım)
Türk filmleri ise “Recep İvedik 2”, “Nefes” ve “Güneşi Gördüm” dışında bekledikleri izleyici sayılarına ulaşamadılar. Bu durum da direkman ‘En yüksek hasılat yapan 10 film’ listesine yansıdı. 2008’de bu tablonun ilk onundaki bütün filmler yerliyken, 2009’da bu sayı beşe indi. Daha önceden hiçbir filmi 2.5 milyon seyircinin altına düşmeyen Yılmaz Erdoğan, “Neşeli Hayat” ile 1.1 milyon kişide kalırken; “Güz Sancısı”, “Kurtlar Vadisi: Gladio”, “Ayakta Kal” ve “Adab-ı Muaşeret” gibi yüksek beklentilerle yola çıkan filmler hayal kırıklığına uğradılar.
Aslında bu durum iki açıdan ele alınabilir. İlk olarak Türk sinemasında fazla film üretilmesiyle birlikte hem tür sinemasının canlanması, hem de sanat filmlerinin daha çok kopyayla daha fazla izleyiciye ulaşması konusunun üzerine gidilebilir. Öyle ki kazanılan para, yatırım olarak dönüp hem popüler sinemanın hem de sanat sinemasının gelişmesine yardım ediyor. Ancak 2009’daki tablo, 1-2 sene içinde yine ‘yabancı film’e geri dönüşün bir göstergesi niteliğinde.
Öyle ki, 69 filmin içinde belki de 30 tane ‘tamamen işe yaramaz film’ mevcut. Ancak bu sefer de Türk sineması yine ‘komedi filmi’ ve ‘sanat filmi’ olmak üzere sadece iki alanda hizmet verecek. Zira şu anda gözüken tabloda senede bir film üreten şirketlerin dahi, bu sayıyı ikiye hatta üçe katladıklarına tanıklık edebiliyoruz. Sektörde kazanılan para da yeniden sektöre geri dönüyor.
Tür sineması, emin adımlarla...
Peki bu çerçevenin içinde ‘Türk sinemasının popüler gelişimi nasıl?’ sorusunu sorduğumuzda, nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Öncelikle tür sineması dediğimiz şeyin yoluna emin adımlarla devam ettiğini söyleyebiliriz. Her ne kadar hakim olan komedi ve melodram örneklerinin halen üretildiğine tanıklık etsek de, yeni yeni piyasaya giren gençlik filmi ve korku filmi örneklerinde bu sene sayısal bir artış gözlendi. Sadece nicelik olarak olsa da...
Bunların yanında suç filminin alt türlerinden kara komedi (“Vavien”), peri masalı filmi (“Benim ve Roz’un Sonbaharı”), müzikal (“Yedi Kocalı Hürmüz”), politik-gerilim (“Vali”), klasik kara film (“Gölge”) gibi alanlar da aktif hale geldi. Aslında bunların ‘yüzde yüz anlamda başarı’ yakaladıklarını iddia edemeyiz. Ancak örneğin “Vali”nin uzun planlara odaklı yönetim stili ile politik-gerilim türünde, “Vavien”in ise ustalıklı anlatımıyla kara komedide başarılı birer deneme oldukları söylenebilir. Bu sebeple, iki alanda da başka denemelerin yolunun açılmasına öncülük edebilirler.
Tabii popüler sinemamız geliştikçe bir başka önemli konunun da sahipleri artıyor. O da popüler sinema yapmanın esas alanı olan ‘Amerikan klasik sinemasının film grameri’. Öyle ki ülkemizde ‘Yeşilçam’ın ya da ‘TV dizileri’nin film gramerini kullanmak daha kolayına geliyor çoğu yönetmenin. Çünkü geleneğimizde o var. Ancak popüler sinema örnekleri üretmenin ana kaynağında, dünya sinemasında da aktif olan ‘Hollywood’un 70 senelik tarihine yayılan o film grameri var.
Amerikan sinemasının film gramerini kullananların sayısı artıyor
Taylan Biraderler, Sinan Çetin, Ömer Faruk Sorak, Abdullah Oğuz, Mustafa Altıoklar ve Mahsun Kırmızıgül gibi isimler, bu alanın esaslı temsilcileri. Tabii Altıoklar ile Çetin’in kendilerini ne kadar geliştirip 2000’lerin diline adapte ettikleri tartışma konusu. Ancak Kırmızıgül ve Taylan Biraderler, bu konuda son yıllarda en dikkat çeken isimler. Fakat Kırmızıgül, 2.35:1 görüntü formatını kullanışı ve popüler sinemaya hakimiyetiyle ‘Türk sinemasının Spielberg’ü’ ibaresini hakediyor. Öyle ki “Beyaz Melek”teki sinema diliyle birçok ismi cesaretlendirdi. “Güneşi Gördüm”le de kaldığı yerden devam ediyor.
Tür sinemasına hakimiyetiyle daha bir dikkat çeken Taylan Kardeşler ise, Amerikan sinemasının film gramerine ciddi anlamda hakimler. Zaten bu sene “Vavien” ile “Küçük Kıyamet”ten daha farklı görsel tercihlerle ne kadar fark yaratabileceklerini kanıtlamaları da tesadüf değil.
Bu alanda “Nefes” ile Levent Semerci, “Başka Semtin Çocukları” ile Aydın Bulut ve “Başka Dilde Aşk” ile İlksen Başarır, 2009’da kaliteyi yakalayan ‘ilk film yönetmenleri’ oldular. Togan Gökbakar ise “Recep İvedik 2” ile duruma olan hakimiyetini üçüncü filminde de ispatladı. Tabii bunlardan Levent Semerci’ye daha bir dikkat çekmek lazım deriz.
Sonuçta bu isimler ‘hikaye anlatma sineması’nın birer bireyiler. Bu da Türk sinemasında farklı şekillerde yapılıyor. Bu sebeple de ister istemez Serdar Akar, Ali Özgentürk ve Murat Saraçoğlu gibi ‘geri kalmış yönetmenler’in film grameri olmadan çekilmiş gibi kokan ‘popüler sinema denemeleri’ de; sadece Yeşilçam ekolüne saygı duruşu anlamı taşıyabildiler. “Gecenin Kanatları”, “Yengeç Oyunu” ve “Deli Deli Olma”...
Dünya sinemasındaki ‘aktif formüller’, Türkiye’de!
Aslında 2009’da film oranının artışı ‘farklı denemeler’in patlamasına da yol açtı. Bu konuda da durumun olumlu bir geri dönüşü olduğu iddia edilebilir. Bunlardan başarılıları da başarısızları da oldu. Ancak ‘Türk sinemasında değişik şeyler yapılabiliyormuş’ düşüncesini hareketlendirdikleri kesin!
Tabii bunların tamamı da dünya sinemasında uygulanan formüllerin Türkiye ayakları idi. “Uzak İhtimal”, Sofia Coppola’nın “Bir Konuşabilse...” (“Lost in Translation”) ile modernize ettiği aşk filmi modelini; “Usta”, 70’lerde Amerikan melodramlarında hakim olan stilize bütünlüğü; “İki Çizgi” ise, sinemayı değiştiren İtalyan usta yönetmen Michalengelo Antonioni’nin ilişkilerdeki varoluş sorunlarını mercek altına aldığı modelini başarıyla perdeye aktaran yapıtlar idiler.
Ümit Ünal’ın “Gölgesizler”i, Andrei Tarkovsky’nin soyutlaştırdığı mekanlardaki insan psikolojisine odaklandığı film modelini, “Gölge” 40’ların klasik kara filminin gramerini, “Kirpi” ise “Kirli, Çürük ve Adi”yi (“Dirty, Rotten & Scoundrels”) andıran bir kara komedi iskeletini sinemaya yerleştirme peşinde koşup takdir topluyorlardı. Ancak başarıya ulaşamıyorlardı.
Fransız Yeni Dalgası’nın atası Jean-Luc Godard’ın 1959’da sinema dünyasına armağan ettiği ‘yapıbozucu’ film modeli ise bu yıl ülkemizde kendine yer bulacağını kanıtladı. Üstelik popüler sinemanın içinde! Öyle ki birinde ‘gençlik filmi’, diğerinde ise ‘melodram’ türlerini bozmak için kullanılması bir hayli ilginçti. Aslında bu durum, gelişmiş bir stüdyo sisteminin içindeki rahatlığı ve çeşitliliği anlatıyordu.
Tabii sinemamıza Onur Ünlü’nün “Polis”i ile giriş yapan bu formülün; yönetmenin ekibinin çalıştığı, kendisinin ise senaryosunu yazdığı “Acı Aşk”ta karşımıza çıkması tesadüf değil. “Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi” ile yine aynı eğilimi izleyen Emre Akay’ın popüler sinemaya transfer olunca klasik müzik dolu bir “Adab-ı Muaşeret” ile karşımıza dikilmesi de yine beklenen bir durum. Ancak işin garibi bu yönetmenlerin, ‘popüler sinema’ için tutulup desteklenmeleri idi. Bu da yapımcıların ve dağıtımcıların durumunu ortaya koyuyor dolaylı yoldan...
Sanat sinemasına geçtiğimizde ise “11’e 10 Kala”, “İki Dil Bir Bavul”, “Mommo”: “Köprüdekiler” ve “Havar” ile bu yıl ayyuka çıktığını daha önce de söylediğimiz ‘belgesel-kurmaca kırması filmler’ eğilimine rastlıyoruz. Belgesel estetiği kullanan bu yapıtlar, İran sineması aşkıyla yanıp tutuşan yönetmenlerin vasat ve hatta zayıf ürünleriler. Böylesi eserlerin üretilmesi Türk sinemasını geriye götürebilir, söylemedik demeyin!
Türk sineması tarihinin en iyi 10 filminden ikisi bu yıl çıktı!
Bu sebeple de esasen ‘sanat filmi’ kontenjanından çıkan ve Türk sinemasının tarihine yazılması kesin olan iki başyapıta değinmek lazım deriz. “Korkuyorum Anne”, “Beş Vakit” ve “Kaç Para Kaç” gibi ‘farklı ve başarılı denemeleri’ ile dikkat çeken Reha Erdem’in son filmi “Hayat Var”, kanımca ülke sinemasının şimdiye kadar ürettiği en iyi üç filmden biri. Bu konum için “Sevmek Zamanı”, “Kızılırmak Karakoyun” ve “Gizli Yüz” ile çekişiyor. Bunun da sebebi Avrupa sanat sinemasındaki bütün eğilimleri etüd eden ve Türk kültürüne uyarlayan yeni bir film modeli dokuyarak evrensel bir başyapıta dönüşmesi...
Derviş Zaim imzalı “Nokta” ise hat sanatının estetiğini tamamı kesintisiz tek bir plandan oluşan bir yapıya yediriyor. Dünya sinemasında ancak Tarkovsky gibi ustaların denemeye cesaret edebildiği bu deneme, kara film dokusuyla yüzde yüz başarı yakalıyor ve sinema tarihimizin en iyi 10 filminden birine dönüşüyor. 2009, şanslı bir yıl! Zira sanat sinemamızda olağan ‘minimalist filmler’ (“Hayatın Tuzu”, “Pandora’nın Kutusu”, “Süt”) üretilmesine karşın ‘farklı beyinler’in de olduğunu ispatlıyor!
Bu sebeple de ‘69 film’ rakkamını önemseyebiliriz. Gerçi bu filmler, yine festivallerde gösterilecekti. Ancak kanımca popüler sinemamızın Hollywood sistemini kavrama yolunda emin adımlarla ilerlediği gözüküyor ufukta. Öyle ki ‘Amerikan ana akım sinemasının film grameri’ni uygulayan yönetmenler ile ‘değişim yaratma amacındaki yapıtlar’ın oranını gittikçe daha da artıyor.
TÜRK SİNEMASINDA 2009’UN EN İYİLERİ
En iyi 5 Türk filmi:
Hayat Var
Nokta
Süt
Usta
Uzak ihtimal
En iyi 5 yönetmen:
Derviş Zaim (Nokta)
Reha Erdem (Hayat Var)
Mahsun Kırmızıgül (Güneşi Gördüm)
Bahadır Karataş (Usta)
Mahmut Fazıl Coşkun (Uzak İhtimal)
En iyi 5 erkek oyuncu:
Nadir Sarıbacak (Uzak İhtimal)
Mert Fırat (Başka Dilde Aşk)
Engin Günaydın (Vavien)
Mete Horozoğlu (Nefes)
Erdal Beşikçioğlu (Vali)
En iyi 5 kadın oyuncu:
Görkem Yeltan (Uzak İhtimal)
Elit İşcan (Hayat Var)
Gülçin Santırcıoğlu (İki Çizgi)
Saadet Işıl Aksoy (Başka Dilde Aşk)
Bennu Yıldırımlar (Gökten 3 Elma Düştü)
En iyi 5 yardımcı erkek oyuncu:
Hakan Boyav (Vali)
Mustafa Uzunyılmaz (Mommo)
Settar Tanrıöğen (Vavien)
Şevket Çoruh (Usta)
Güven Kıraç (Kirpi)
En iyi 5 yardımcı kadın oyuncu:
Görkem Yeltan (Gölge)
Derya Alabora (Karanlıktakiler)
Övül Avkıran (Pandora’nın Kutusu)
Demet Evgar (Güneşi Gördüm)
Eyşan Özhim (Başka Semtin Çocukları)
En iyi 5 görüntü yönetimi:
Nokta
Usta
Güneşi Gördüm
Karanlıktakiler
Nefes
En iyi 5 senaryo:
Hayat Var
Acı Aşk
Uzak İhtimal
Vali
İki Dil Bir Bavul
En iyi 5 kurgu:
Nefes
Vavien
Acı Aşk
Hayat Var
Güneşi Gördüm
En iyi 5 müzik:
Acı Aşk
Nokta
Nefes
Güneşi Gördüm
Usta
En iyi 5 sanat yönetimi:
Acı Aşk
Nefes
Nokta
Hayat Var
Gölge
Habertürk
Sinema tarihimizin en iyi 10 filminden ikisi bu yıl çıkarken, yabancı filmler gişede yerli filmleri yıktı. Hem tür sinemasına hakim, hem de ana akım sinemanın film gramerini uygulayan yönetmen sayısında ise bir artış gözlendi.
Önceleri bir senede 20 filmin üstüne zor çıkardık. Bu toplamın da çoğunluğu ‘sanat filmi’ olurdu. Yani sinema kelimesinden, endüstrimizden çok festivaller besleniyordu. Son yıllarda gişe rakamlarında ilk 10 film arasında artık Türk filmi sayısının ağırlıklı olması ise bu tabloyu tersine çevirdi. 2006’da 34, 2007’de 43, 2008’de ise 51 Türk filmi vizyona girdikten sonra; 2009 yılı yerli film sayısının 69’a ulaştığı sene oldu. Bu da vizyona giren toplam film sayısının aşağı yukarı üçte biri demekti.
Yabancı filme geri dönüş mü?
Bunun da ana sebebi aslında sektörün yönünün değişmesi. Öyle ki çoğu şirket, artık yabancı filmlerin iş yapmadığını düşündüklerinden, ağırlıklı olarak Türk filmi projelerine yükleniyorlar. Bu durum, ya yerli eserleri ilk sıraya almalarıyla, ya da ellerindeki yabancı şirketlerin haklarını bırakmalarıyla gerçekleşiyor.
Tabii bu yıl, ‘kalitesiz Türk filmi’ üretiminin çoğalmasına yol açan bu mantık, biraz olsun yerlebir oldu. Öyle ki “2012”, “Alacakaranlık Efsanesi: Yeni Ay” (“The Twilight Saga: New Moon”), “Buz Devri 3: Dinozorların Şafağı” (“Ice Age 3: Dawn of the Dinosaurs”) ve “Avatar” 1 milyon kişilik izleyici barajını geçerek birçok Türk filmini geride bıraktı. (tabii “Avatar”ın 2009’da vizyona girse de bu rakama 2010 içinde ulaştığını unutmayalım)
Türk filmleri ise “Recep İvedik 2”, “Nefes” ve “Güneşi Gördüm” dışında bekledikleri izleyici sayılarına ulaşamadılar. Bu durum da direkman ‘En yüksek hasılat yapan 10 film’ listesine yansıdı. 2008’de bu tablonun ilk onundaki bütün filmler yerliyken, 2009’da bu sayı beşe indi. Daha önceden hiçbir filmi 2.5 milyon seyircinin altına düşmeyen Yılmaz Erdoğan, “Neşeli Hayat” ile 1.1 milyon kişide kalırken; “Güz Sancısı”, “Kurtlar Vadisi: Gladio”, “Ayakta Kal” ve “Adab-ı Muaşeret” gibi yüksek beklentilerle yola çıkan filmler hayal kırıklığına uğradılar.
Aslında bu durum iki açıdan ele alınabilir. İlk olarak Türk sinemasında fazla film üretilmesiyle birlikte hem tür sinemasının canlanması, hem de sanat filmlerinin daha çok kopyayla daha fazla izleyiciye ulaşması konusunun üzerine gidilebilir. Öyle ki kazanılan para, yatırım olarak dönüp hem popüler sinemanın hem de sanat sinemasının gelişmesine yardım ediyor. Ancak 2009’daki tablo, 1-2 sene içinde yine ‘yabancı film’e geri dönüşün bir göstergesi niteliğinde.
Öyle ki, 69 filmin içinde belki de 30 tane ‘tamamen işe yaramaz film’ mevcut. Ancak bu sefer de Türk sineması yine ‘komedi filmi’ ve ‘sanat filmi’ olmak üzere sadece iki alanda hizmet verecek. Zira şu anda gözüken tabloda senede bir film üreten şirketlerin dahi, bu sayıyı ikiye hatta üçe katladıklarına tanıklık edebiliyoruz. Sektörde kazanılan para da yeniden sektöre geri dönüyor.
Tür sineması, emin adımlarla...
Peki bu çerçevenin içinde ‘Türk sinemasının popüler gelişimi nasıl?’ sorusunu sorduğumuzda, nasıl bir tabloyla karşılaşıyoruz? Öncelikle tür sineması dediğimiz şeyin yoluna emin adımlarla devam ettiğini söyleyebiliriz. Her ne kadar hakim olan komedi ve melodram örneklerinin halen üretildiğine tanıklık etsek de, yeni yeni piyasaya giren gençlik filmi ve korku filmi örneklerinde bu sene sayısal bir artış gözlendi. Sadece nicelik olarak olsa da...
Bunların yanında suç filminin alt türlerinden kara komedi (“Vavien”), peri masalı filmi (“Benim ve Roz’un Sonbaharı”), müzikal (“Yedi Kocalı Hürmüz”), politik-gerilim (“Vali”), klasik kara film (“Gölge”) gibi alanlar da aktif hale geldi. Aslında bunların ‘yüzde yüz anlamda başarı’ yakaladıklarını iddia edemeyiz. Ancak örneğin “Vali”nin uzun planlara odaklı yönetim stili ile politik-gerilim türünde, “Vavien”in ise ustalıklı anlatımıyla kara komedide başarılı birer deneme oldukları söylenebilir. Bu sebeple, iki alanda da başka denemelerin yolunun açılmasına öncülük edebilirler.
Tabii popüler sinemamız geliştikçe bir başka önemli konunun da sahipleri artıyor. O da popüler sinema yapmanın esas alanı olan ‘Amerikan klasik sinemasının film grameri’. Öyle ki ülkemizde ‘Yeşilçam’ın ya da ‘TV dizileri’nin film gramerini kullanmak daha kolayına geliyor çoğu yönetmenin. Çünkü geleneğimizde o var. Ancak popüler sinema örnekleri üretmenin ana kaynağında, dünya sinemasında da aktif olan ‘Hollywood’un 70 senelik tarihine yayılan o film grameri var.
Amerikan sinemasının film gramerini kullananların sayısı artıyor
Taylan Biraderler, Sinan Çetin, Ömer Faruk Sorak, Abdullah Oğuz, Mustafa Altıoklar ve Mahsun Kırmızıgül gibi isimler, bu alanın esaslı temsilcileri. Tabii Altıoklar ile Çetin’in kendilerini ne kadar geliştirip 2000’lerin diline adapte ettikleri tartışma konusu. Ancak Kırmızıgül ve Taylan Biraderler, bu konuda son yıllarda en dikkat çeken isimler. Fakat Kırmızıgül, 2.35:1 görüntü formatını kullanışı ve popüler sinemaya hakimiyetiyle ‘Türk sinemasının Spielberg’ü’ ibaresini hakediyor. Öyle ki “Beyaz Melek”teki sinema diliyle birçok ismi cesaretlendirdi. “Güneşi Gördüm”le de kaldığı yerden devam ediyor.
Tür sinemasına hakimiyetiyle daha bir dikkat çeken Taylan Kardeşler ise, Amerikan sinemasının film gramerine ciddi anlamda hakimler. Zaten bu sene “Vavien” ile “Küçük Kıyamet”ten daha farklı görsel tercihlerle ne kadar fark yaratabileceklerini kanıtlamaları da tesadüf değil.
Bu alanda “Nefes” ile Levent Semerci, “Başka Semtin Çocukları” ile Aydın Bulut ve “Başka Dilde Aşk” ile İlksen Başarır, 2009’da kaliteyi yakalayan ‘ilk film yönetmenleri’ oldular. Togan Gökbakar ise “Recep İvedik 2” ile duruma olan hakimiyetini üçüncü filminde de ispatladı. Tabii bunlardan Levent Semerci’ye daha bir dikkat çekmek lazım deriz.
Sonuçta bu isimler ‘hikaye anlatma sineması’nın birer bireyiler. Bu da Türk sinemasında farklı şekillerde yapılıyor. Bu sebeple de ister istemez Serdar Akar, Ali Özgentürk ve Murat Saraçoğlu gibi ‘geri kalmış yönetmenler’in film grameri olmadan çekilmiş gibi kokan ‘popüler sinema denemeleri’ de; sadece Yeşilçam ekolüne saygı duruşu anlamı taşıyabildiler. “Gecenin Kanatları”, “Yengeç Oyunu” ve “Deli Deli Olma”...
Dünya sinemasındaki ‘aktif formüller’, Türkiye’de!
Aslında 2009’da film oranının artışı ‘farklı denemeler’in patlamasına da yol açtı. Bu konuda da durumun olumlu bir geri dönüşü olduğu iddia edilebilir. Bunlardan başarılıları da başarısızları da oldu. Ancak ‘Türk sinemasında değişik şeyler yapılabiliyormuş’ düşüncesini hareketlendirdikleri kesin!
Tabii bunların tamamı da dünya sinemasında uygulanan formüllerin Türkiye ayakları idi. “Uzak İhtimal”, Sofia Coppola’nın “Bir Konuşabilse...” (“Lost in Translation”) ile modernize ettiği aşk filmi modelini; “Usta”, 70’lerde Amerikan melodramlarında hakim olan stilize bütünlüğü; “İki Çizgi” ise, sinemayı değiştiren İtalyan usta yönetmen Michalengelo Antonioni’nin ilişkilerdeki varoluş sorunlarını mercek altına aldığı modelini başarıyla perdeye aktaran yapıtlar idiler.
Ümit Ünal’ın “Gölgesizler”i, Andrei Tarkovsky’nin soyutlaştırdığı mekanlardaki insan psikolojisine odaklandığı film modelini, “Gölge” 40’ların klasik kara filminin gramerini, “Kirpi” ise “Kirli, Çürük ve Adi”yi (“Dirty, Rotten & Scoundrels”) andıran bir kara komedi iskeletini sinemaya yerleştirme peşinde koşup takdir topluyorlardı. Ancak başarıya ulaşamıyorlardı.
Fransız Yeni Dalgası’nın atası Jean-Luc Godard’ın 1959’da sinema dünyasına armağan ettiği ‘yapıbozucu’ film modeli ise bu yıl ülkemizde kendine yer bulacağını kanıtladı. Üstelik popüler sinemanın içinde! Öyle ki birinde ‘gençlik filmi’, diğerinde ise ‘melodram’ türlerini bozmak için kullanılması bir hayli ilginçti. Aslında bu durum, gelişmiş bir stüdyo sisteminin içindeki rahatlığı ve çeşitliliği anlatıyordu.
Tabii sinemamıza Onur Ünlü’nün “Polis”i ile giriş yapan bu formülün; yönetmenin ekibinin çalıştığı, kendisinin ise senaryosunu yazdığı “Acı Aşk”ta karşımıza çıkması tesadüf değil. “Bir Tuğra Kaftancıoğlu Filmi” ile yine aynı eğilimi izleyen Emre Akay’ın popüler sinemaya transfer olunca klasik müzik dolu bir “Adab-ı Muaşeret” ile karşımıza dikilmesi de yine beklenen bir durum. Ancak işin garibi bu yönetmenlerin, ‘popüler sinema’ için tutulup desteklenmeleri idi. Bu da yapımcıların ve dağıtımcıların durumunu ortaya koyuyor dolaylı yoldan...
Sanat sinemasına geçtiğimizde ise “11’e 10 Kala”, “İki Dil Bir Bavul”, “Mommo”: “Köprüdekiler” ve “Havar” ile bu yıl ayyuka çıktığını daha önce de söylediğimiz ‘belgesel-kurmaca kırması filmler’ eğilimine rastlıyoruz. Belgesel estetiği kullanan bu yapıtlar, İran sineması aşkıyla yanıp tutuşan yönetmenlerin vasat ve hatta zayıf ürünleriler. Böylesi eserlerin üretilmesi Türk sinemasını geriye götürebilir, söylemedik demeyin!
Türk sineması tarihinin en iyi 10 filminden ikisi bu yıl çıktı!
Bu sebeple de esasen ‘sanat filmi’ kontenjanından çıkan ve Türk sinemasının tarihine yazılması kesin olan iki başyapıta değinmek lazım deriz. “Korkuyorum Anne”, “Beş Vakit” ve “Kaç Para Kaç” gibi ‘farklı ve başarılı denemeleri’ ile dikkat çeken Reha Erdem’in son filmi “Hayat Var”, kanımca ülke sinemasının şimdiye kadar ürettiği en iyi üç filmden biri. Bu konum için “Sevmek Zamanı”, “Kızılırmak Karakoyun” ve “Gizli Yüz” ile çekişiyor. Bunun da sebebi Avrupa sanat sinemasındaki bütün eğilimleri etüd eden ve Türk kültürüne uyarlayan yeni bir film modeli dokuyarak evrensel bir başyapıta dönüşmesi...
Derviş Zaim imzalı “Nokta” ise hat sanatının estetiğini tamamı kesintisiz tek bir plandan oluşan bir yapıya yediriyor. Dünya sinemasında ancak Tarkovsky gibi ustaların denemeye cesaret edebildiği bu deneme, kara film dokusuyla yüzde yüz başarı yakalıyor ve sinema tarihimizin en iyi 10 filminden birine dönüşüyor. 2009, şanslı bir yıl! Zira sanat sinemamızda olağan ‘minimalist filmler’ (“Hayatın Tuzu”, “Pandora’nın Kutusu”, “Süt”) üretilmesine karşın ‘farklı beyinler’in de olduğunu ispatlıyor!
Bu sebeple de ‘69 film’ rakkamını önemseyebiliriz. Gerçi bu filmler, yine festivallerde gösterilecekti. Ancak kanımca popüler sinemamızın Hollywood sistemini kavrama yolunda emin adımlarla ilerlediği gözüküyor ufukta. Öyle ki ‘Amerikan ana akım sinemasının film grameri’ni uygulayan yönetmenler ile ‘değişim yaratma amacındaki yapıtlar’ın oranını gittikçe daha da artıyor.
TÜRK SİNEMASINDA 2009’UN EN İYİLERİ
En iyi 5 Türk filmi:
Hayat Var
Nokta
Süt
Usta
Uzak ihtimal
En iyi 5 yönetmen:
Derviş Zaim (Nokta)
Reha Erdem (Hayat Var)
Mahsun Kırmızıgül (Güneşi Gördüm)
Bahadır Karataş (Usta)
Mahmut Fazıl Coşkun (Uzak İhtimal)
En iyi 5 erkek oyuncu:
Nadir Sarıbacak (Uzak İhtimal)
Mert Fırat (Başka Dilde Aşk)
Engin Günaydın (Vavien)
Mete Horozoğlu (Nefes)
Erdal Beşikçioğlu (Vali)
En iyi 5 kadın oyuncu:
Görkem Yeltan (Uzak İhtimal)
Elit İşcan (Hayat Var)
Gülçin Santırcıoğlu (İki Çizgi)
Saadet Işıl Aksoy (Başka Dilde Aşk)
Bennu Yıldırımlar (Gökten 3 Elma Düştü)
En iyi 5 yardımcı erkek oyuncu:
Hakan Boyav (Vali)
Mustafa Uzunyılmaz (Mommo)
Settar Tanrıöğen (Vavien)
Şevket Çoruh (Usta)
Güven Kıraç (Kirpi)
En iyi 5 yardımcı kadın oyuncu:
Görkem Yeltan (Gölge)
Derya Alabora (Karanlıktakiler)
Övül Avkıran (Pandora’nın Kutusu)
Demet Evgar (Güneşi Gördüm)
Eyşan Özhim (Başka Semtin Çocukları)
En iyi 5 görüntü yönetimi:
Nokta
Usta
Güneşi Gördüm
Karanlıktakiler
Nefes
En iyi 5 senaryo:
Hayat Var
Acı Aşk
Uzak İhtimal
Vali
İki Dil Bir Bavul
En iyi 5 kurgu:
Nefes
Vavien
Acı Aşk
Hayat Var
Güneşi Gördüm
En iyi 5 müzik:
Acı Aşk
Nokta
Nefes
Güneşi Gördüm
Usta
En iyi 5 sanat yönetimi:
Acı Aşk
Nefes
Nokta
Hayat Var
Gölge
Habertürk