mkaya
14-03-2007, 02:19
http://farm1.static.flickr.com/164/390489856_7361243d7f_b.jpg
“Simpsons”, “Rugrats”,“Wild Thornberrys” gibi çok izlenen animasyon filmlerinin yönetmeniyle “Yüzüklerin Efendisi”,“King Kong” ve “Narnia Günlükleri”nin görsel efekt sihirbazlarını buluşturan
“BRIDGE TO TERABITHIA-TERABITHIA KÖPRÜSÜ”
16 MART’TA SİNEMALARDA
http://www.uip.com.tr ; hakan_sonok@uip.com
“The Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and The Wardrobe”un yapımcılarının imzasını attığı “Bridge to Terabithia”, arkadaşlık, aile ve hayal gücü gibi kavramları konu alan bir fantezi macera öyküsüdür. Newbery ödülü kazanmış aynı adlı çocuk kitabından uyarlanan filmin konusu şöyledir:
Jess Aarons (Josh Hutcherson) okulunun yanısıra ailesi içerisinde de kendisini dışlanmış hisseden bir öğrencidir. Okulun en hızlı koşan öğrencisi olmak için yaz boyunca sıkı eğitim almıştır. Ancak okula yeni kaydolan Leslie Burke’un (Annasophia Robb) sadece erkek çocuklara özgü olan bu yarışa katılıp beklenmedik şekilde birinci olması üzerine Jess’in planları suya düşer.
Başlangıçta Leslie’ye çok kızmıştır ama onun da kendisini kızların dünyasında yapayalnız hissettiğini öğrenince düşüncesi değişir. Tanışmaları biraz kabaca gerçekleşmiş olsa da, ikisi kısa zamanda çok iyi arkadaş olurlar. Leslie fantastik ve büyü hikayeleri anlatmayı çok sevmektedir. Jess ise resim yapmayı sevdiği halde bu yeteneğini o güne kadar hiç kimseyle paylaşmayıp kendisine saklamıştır.
Jess ile dostluğu ilerleten Leslie, yeni arkadaşına hayal gücünden oluşan yepyeni ufuklar açar. İkisi kafa kafaya vererek Terabithia adlı gizli krallığı yaratırlar. Burası, sadece evlerinin yakınında bulunan ormandaki bir derenin üzerindeki bir halat aracılığıyla inilebilen büyülü bir ülkedir. Terabithia’yı ikisi beraber yönetmektedir. Orada okul çocuklarına karşı çeşitli komplolar düzenleyen Karanlık Master ve emrindeki yaratıklara karşı mücadele verirler. Leslie ile kurduğu arkadaşlık sayesinde Jess’te iyi yönde değişim başlar.
Terabithia ülkesinin fantastik yaratıkları, sarayları ve birbirinden güzel ormanları, daha önce “Narnia Günlükleri”, “The Lord of the Rings” ve “King Kong”un görsel efektlerini hazırlayan Weta Digital’in Oscar ödüllü görsel efekt uzmanları tarafından tasarlanarak hayata geçirildi.
Walt Disney Pictures’ın sunduğu “Bridge to Terabithia”nın yönetmenliğini Gabor Csupo üstlendi. Yapımcılığını Hal Lieberman, Lauren Levine ve David Paterson’un gerçekleştirdiği filmin senaryosunu Jeff Stockwell ile David Paterson yazdı. Başrollerinde Josh Hutcherson, Annasophia Robb, Robert Patrick ve Zooey Deschanel kamera karşısına geçti.
“Narnia Günlükleri”,“King Kong” ve “Lord of the Rings”in görsel efektlerini yaratan Weta Digital ile Walt Disney Pictures’tan arkadaşlık ve hayal gücünü kutsayan harika bir fantastik öykü…
Yönetmen: Gabor Csupo
Oyuncular: Josh Hutcherson, AnnaSophia Robb, Zooey Deschanel, Robert Patrick, Bailee Madison,
Devon Wood, Emma Fenton, Lauren Clinton, Cameron Wakefield, Carly Owen, Elliot Lawless
Yapımcılar: Lauren Levine, Hal Lieberman, David Paterson
Senaryo: David Paterson, Jeff Stockwell (Katherine Paterson’un aynı adlı kitabından)
Görüntü Yönetmeni: Michael Chapman, Prodüksiyon Tasarımı: Robert Gillies
Kostüm Tasarımı: Barbara Darragh, Kurgu: John Gilbert, Müzik: Aaron Zigman
Walt Disney Pictures – Weta Digital /
“Şimdi gözlerini kapat ve beyninin kıvrımlarını sonuna kadar aç.” —Leslie
Ormanın derinliklerinde, karayolunun çok uzağında, derenin karşı tarafında gizli bir dünya vardır. Bu dünyada sadece iki kişinin bildiği o dünya, birbirinden fantastik yaratıkları, gözkamaştırıcı sarayları ve büyüleyici ormanlarıyla ışıltılı bir dünyadır. Bu ülkenin adı Terabithia’dır. Terabithia , iki küçük arkadaşın kendi krallıklarını nasıl yöneteceğini, karanlığın güçleriyle nasıl savaşacaklarını, hayal güçlerini sınırsız kullanarak yaşamlarını sonsuza kadar nasıl değiştireceklerini öğrendikleri dünyadır.
“The Chronicles of Narnia”nın yapımcıları Walt Disney Pictures ve Walden Media, arkadaşlığın, ailenin ve fantezilerin en harika yönlerini keşfe çıkan macera ve duygu yüklü yepyeni filmi “Terabithia Köprüsü-Bridge to Terabithia”yı sunar.
Tüm zamanların en çok sevilen aynı adlı çocuk romanından uyarlanan filmin başlangıcında önce okulunun en hızlı koşan çocuğu olmayı kafasına koyan 11 yaşındaki Jess Aarons’u (Josh Hutcherson) tanırız. Ancak Jess’in yaşadığı orman kasabasına yeni taşınan Leslie Burke adlı bir kız (AnnaSophia Robb) sadece erkek çocuklara açık olan yarışa sürpriz şekilde katılır ve Jess dahil tüm öğrencileri geride bırakarak birinci olur. Jess başlangıçta bu sarışın kıza büyük kızgınlık duyar. Ancak ikisi arasında hızlı bir arkadaşlık gelişecektir.
Jess ile Leslie ilk bakışta birbirlerinden çok farklıdırlar. Leslie zengindir, Jess yoksuldur. Leslie bu kasabaya kentten gelmiştir, Jess doğma büyüme kasabalıdır. Ancak Leslie’nin olağanüstü hayal gücünün kapılarını Jess’e açmasıyla birlikte artık paylaşabilecekleri harika bir ortak noktaları vardır: Gizli ülkeleri Terabithia…
Burası, sadece ormanın derinliklerindeki bir derenin üzerinden halatla aşılarak giriş yapılabilen bir ülkedir. Devler, canavarlar ve çeşit çeşit yaratıklarla dopdoludur. Leslie ile Jess bu ülkenin Kral ve Kraliçesi olarak, kendi yarattıkları yaratıklar arasında hüküm sürerler. İkisi arasında öylesine büyük bir dostluk bağı vardır ki, Terabithia’nın şeytani güçleri bile bu dostluğu bozamaz.
Kısacası Jess’in gerçek dünyadaki konumu ne olursa olsun, Leslie ona Terabithia’da daima büyüleyici öyküler ve hayallerle dopdolu çok özel bir yer vermiştir.
Walt Disney Pictures ile Weta Digital’ın sunduğu “Bridge to Terabithia”nın yönetmenliğini Gabor Csupo üstlendi. Yapımcılığını Hal Lieberman, Lauren Levine ve David Paterson gerçekleştirdi. Senaryosunu, Katherine Paterson’un Newberry ödüllü aynı adlı romanından yola çıkarak Jeff Stockwell ile David Paterson yazdılar.
Terabithia ülkesinin birbirinden çarpıcı ve orijinal yaratıkları, Yeni Zelanda’da kurulu bulunan ve bugüne kadar “The Chronicles of Narnia” ve “The Lord of the Rings” gibi dev yapımların görsel efektlerini hazırlayan Oscar ödüllü Weta Digital görsel efekt tesislerinde hayata geçirildi.
“Bridge to Terabithia”nın oyuncu kadrosunda son dönemde “RV” ve “Zathura” gibi yapımlarda izlediğimiz genç aktör Josh Hutcherson ile “Charlie and the Chocolate Factory” ve “Because of Winn-Dixie”den tanıdığımız AnnaSophia Robb kamera karşısına geçti. Yıldızı yeni parlayan bu iki oyuncuya Robert Patrick ile Zooey Deschanel eşlik etti.
Yeni Zelanda ormanlarında gerçeklik ile fanteziyi birleştiren mekan çekimlerinde çok ünlü ve çok yetenekli kamera arkası ekipleri görev aldı. Görüntü yönetmenliğini iki kez Oscar adayı görüntü yönetmeni Michael Chapman (“The Fugitive”, “Raging Bull”); prodüksiyon tasarımlarını Rob Gillies (“The World’s Fastest Indian”); kostüm tasarımlarını Barbara Darragh (“River Queen”, “The Frighteners”) üstlenirken kurgu editörlüğünü de, “The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring” ve “The World’s Fastest Indian” ile Oscar adaylığı almış John Gilbert hayata geçirdi.
HAYAL DÜNYASINDAKİLERİ GERÇEK YAPMAK: “BRIDGE TO TERABITHIA”NIN BEYAZPERDE YOLCULUĞU
Çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için yazılmış en büyük romanlar, son birkaç yıllık dönemde sinemaya aktarılarak hit filmlere dönüştü. “Shrek”,“Charlotte’s Web” ve “The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe”ya kadar çok sayıda film, ardarda sinema salonlarında boy göstererek milyonlarca izleyiciye ulaştı.
Ancak çocuklar üzerinde çok güçlü etkiler bırakmasına rağmen bugüne kadar beyazperdeye aktarılmayan çok özel bir kitap vardı. Kitabın etkisinde kalarak büyüyenler, “Bridge to Terabithia”nın beyazperdedeki yerini ne zaman alacağını merak ediyorlardı. Unutulmaz iki kahramanı Jess ile Leslie’nin hayal güçlerinde var olan, o ikisinden başka hiç kimsenin göremediği büyülü ülke Terabithia’yı geniş ekranda görmek isteyenler sabırsızlanıyordu.
Her dönemde çok okunmasına ve çocuk edebiyatının en önemli klasikleri arasına girmesine rağmen “Bridge to Terabithia”nın beyazperdeye aktarılması birtakım kreatif zorluklar içeriyordu: En büyük kahramanı hayalgücünün ta kendisi olan bir film nasıl yapılabilirdi? Terabithia’nın büyüleyici dünyası, Jess ve Leslie’nin gözünde anlam bulduğu şekliyle ekrana nasıl taşınabilirdi?
“Bridge to Terabithia”nın Newberry ödüllü yazarı Katherine Paterson, 70’li yıllarda kaleme aldığı kitabının beyazperdeye aktarılmasıyla ilgili izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Açıkçası, kitabı ilk yazdığımda soyadı Paterson olmayan birisinin anlamayacağını düşünüyordum. O kitabı sadece oğlum okusun diye yazdığım için günün birinde kitap olacağı dahi aklıma gelmemişti. Bu yüzden de ileride kitap sayfalarından çıkıp film karelerine taşınacağını hayal bile etmedim.”
Hayali ülke Terabithia’nın yaratılma sürecinden büyük keyif aldığını belirten Katherine Paterson, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle aktarıyor:
“Kitabın filme dönüştürülmesindeki en büyük sıkıntımın Terabithia’nın neye benzeyeceği olduğunu itiraf etmeliyim. 30 yıldan beri her okurum kendi hayal gücünde kendi Terabithia’sını yarattı. Bu nedenle Terabithia’nın nasıl bir yer olduğu konusunda iki okurumun bile vizyonu birbiriyle aynı olmadı. Kitaplarla filmlerin birbirinden çok farklı olduğunu çok iyi biliyorum ama ben kitaplarımı okurlarımın hayal gücünü çalıştırmak amacıyla yazıyorum. Kendi hayal gücümde yarattığım bu dünyanın filmde onurlandırılmasını bekledim. Senayo yazımı, yönetim, aktörlerin oyunu ve tasarım gibi süreçlerin ardından filmin açılış jeneriği ekranda akmaya başladığında kendimi Jess ve Leslie’nin hayal gücünün derinliğine doğru yürüyor gibi hissettim ki, bu benim için çok önemliydi. Kitabı okumamış olan izleyicilerin de, bir öykünün neler yapabileceğini, güçlü bir öykünün insan ruhunu nasıl zenginleştirebileceğini görme fırsatı bulacağına inanıyorum.”
Paterson bu öyküyü o zamanlar 11 yaşında olan oğlu David için yazmıştı. İlk baskısı 1978 yılında yapılan kitap, kısa sürede ailelerin ve onların çocuklarının gözdesi haline geldi. Çocuklarının hayal gücünün genişlemesini isteyen aileler birbirine öğütlüyor, böylece kitabın kısa sürede her yere yayılmasını sağlıyorlardı. Paterson’un öyküsünden etkilenmeyen yok gibiydi. Yazarın kendi çocukluk hayallerinin süzgecinden geçirerek yazdığı “Bridge to Terabithia” sayesinde hayal gücünün önemine milyonlarca okuyucu inanmaya başlamıştı.
Paterson, Terabithia’yı yaratırken Jess ve Leslie’nin gerçek dünyadaki problemlerle başa çıkmak için hayal güçlerini kullanabildikleri bir yer olarak düşünmüştü. Filmde de bu değişmedi. Terabithia’daki fantastik yaratıkların hepsi, gerçek yaşamdaki benzerlerinin eşdeğer karşıtı olarak yaratıldı.
Örneğin okulda Jess ile Leslie’ye her gün terörize eden kötü ruhlu öğrenciler, Terabithia’nın kötü kişileri olarak ortaya çıktı. Gary Fulcher adlı öğrenci Terabithia’da Hairy Vulture adını taşıyan yarı Fulcher yarı akbaba bir yaratığa dönüştü. Aynı şekilde Scott Hoager adlı öğrenci de Squogre adını taşıyan sincap, çirkin dev ve Hoager karışımı bir kötü yaratık olup çıktı. Okulun en acımasız kız öğrencisi olan Janice Avery ise, iki kahramanımızın savaştığı Dev’e dönüştü.
Katherine Paterson’un 1978 yılında 11 yaşında olan oğlu David Paterson da ilerleyen yıllarda yazarlığa ilgi duydu ve belki de kaderin bir cilvesi olarak başarılı bir oyun ve senaryo yazarı oldu. Annesinin yazdığı kitabı temel alarak film senaryosu yazdı. Bunu yaparken annesinin vizyonunu beyazperdeye tam bir otantizmle taşımaya kendisini adadı.
Şu anda kendisi de baba olan ve aile geleneğini devam ettirerek çocuklarına öykü anlatan David Patterson, annesinin yazdığı öyküyle ilgili şu yorumu yapıyor:
“Bu öyküye karşı daima koruyucu kollayıcı duygular hissettim. Film haline getirilmesi benim için asla önemli olmadı, annemin onurlandırılması herşeyden daha önemliydi. Annem bu kitabı, çocukluğumdaki en iyi arkadaşım Lisa ve benim için yazmıştı. Senaryoyu yazarken önem verdiğim tek konu, annemin kitabının ruhunu korumak oldu. Çoğunlukla iki karakterin beynindeki hayali dünyada geçen bir romanı dinamik görsel araçlara dönüştürmenin çaresini bulmaya çalışırken öncelikle kitabın ruhunu korumayı hedefledim. Ortaya çıkacak film nasıl olursa olsun, herşeyden önce arkadaşlık ve hayalgücü üzerine bir öykü olarak kalmalıydı.”
Katherine Paterson da, oğlunun yazarlık yeteneğini her zaman cesaretlendirdiğini belirterek şunları söylüyor: “Oğlumun yazarlık yönünün güçlü olduğunu fark edince, beyninde kendine özel bir dünya kurarak o noktadan itibaren hızla koşmasını söyledim. David’in çok iyi bir yazar olacağını biliyordum. Ayrıca bu öykünün David için büyük anlam taşıdığının da farkındaydım. Bu öykü David ile başladı, senaryosunu da onun yazdığını görmekten dolayı çok mutluyum.”
Bu noktada sözü devralan David Paterson şöyle devam ediyor: “Yazdığı öykünün beyazperdeye aktarılmasında bana sonuna kadar güvendi. Bundan 30 yıl önce Lisa ile arkadaşlığımın öyküsünü anlattığında da ben anneme güvenmiştim. Annenizin yazdığı bir öyküden senaryo çıkarırken birtakım zorluklar yaşanması kaçınılmazdır. Ancak bu süreçte bana tam bir özgürlük verdi. Edebiyat ile sinemanın birbirinden ayrı mecralar olduğunu anladı. Ortaya çıkacak sonuçtan memnun kalacağını umuyorum. Aksi takdirde Noel tatillerim epeyce zorlu geçecek!”
Öte yandan film yapımcısı Lauren Levine de, Terabithia’nın güçlü etkisini kendi başına keşfetmişti. Terabithia’yla ilk defa olarak yetişkinlik yıllarında karşılaşan herkes gibi o da kitaptaki duygu ve heyecan yoğunluğunun etkisinde kaldı. Böyle bir kitabın, klasik çocuk kitaplarını filme dönüştürerek ün yapan ve çocuklar ile aileleri için üretim yapan prodüksiyon şirketi Walden Media için çok uygun olacağını düşündü.
Gerisini Levine’in kendisinden dinleyelim: “İngiltere’de doğup büyüdüğüm için bu kitap hakkında daha önce çok fazla bilgim yoktu. Ancak çevremdeki çocuklu aileler bu kitaptan sürekli bahsetiği için sonunda ben de okumaya karar verdim. Okuduğum anda kelimenin tam anlamıyla büyülendiğimi hissettim. Çocukları küçük görmeyen öyküleri her zaman sevmişimdir. Hayatın nasıl bir şey olduğunu çocuklara dobra dobra anlatıyordu ama bir yandan da harika fantastik unsurlarla bezenmiş bir kitaptı. Zor anlarla yüz yüze kalan çocuklar için gerçek bir armağandı. Sanırım bu kadar çok sevilmesinin kökeninde de bu özelliği yatıyor. Kitaba o kadar bağlanmıştım ki, hemen harekete geçmek istedim. Bu çabalarım beni David Paterson’a yönlendirdi. Onun da yıllardan beri bu kitaptan bir film yaratmaya çalıştığını öğrenince gerçekten çok sevindim.”
Walden Media CEO’su Cary Granat, bu projeye heyecanla yaklaştığını ifade ederek düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “Bence ‘Bridge to Terabithia’ Walden Media’nın olmazsa olmazlarından biriydi. Çok yoğun duygularla dopdolu yüksek konseptli bir film yaratma şansı karşımıza çıkmıştı. Aynı zamanda kitabı yeniden gözden geçirmek ve içerisindeki harika temaları yeniden keşfetme fırsatını da yakalamış olacaktık ki, en heyecan verici yanı da buydu.”
“Simpsons”, “Rugrats”,“Wild Thornberrys” gibi çok izlenen animasyon filmlerinin yönetmeniyle “Yüzüklerin Efendisi”,“King Kong” ve “Narnia Günlükleri”nin görsel efekt sihirbazlarını buluşturan
“BRIDGE TO TERABITHIA-TERABITHIA KÖPRÜSÜ”
16 MART’TA SİNEMALARDA
http://www.uip.com.tr ; hakan_sonok@uip.com
“The Chronicles of Narnia: The Lion, The Witch and The Wardrobe”un yapımcılarının imzasını attığı “Bridge to Terabithia”, arkadaşlık, aile ve hayal gücü gibi kavramları konu alan bir fantezi macera öyküsüdür. Newbery ödülü kazanmış aynı adlı çocuk kitabından uyarlanan filmin konusu şöyledir:
Jess Aarons (Josh Hutcherson) okulunun yanısıra ailesi içerisinde de kendisini dışlanmış hisseden bir öğrencidir. Okulun en hızlı koşan öğrencisi olmak için yaz boyunca sıkı eğitim almıştır. Ancak okula yeni kaydolan Leslie Burke’un (Annasophia Robb) sadece erkek çocuklara özgü olan bu yarışa katılıp beklenmedik şekilde birinci olması üzerine Jess’in planları suya düşer.
Başlangıçta Leslie’ye çok kızmıştır ama onun da kendisini kızların dünyasında yapayalnız hissettiğini öğrenince düşüncesi değişir. Tanışmaları biraz kabaca gerçekleşmiş olsa da, ikisi kısa zamanda çok iyi arkadaş olurlar. Leslie fantastik ve büyü hikayeleri anlatmayı çok sevmektedir. Jess ise resim yapmayı sevdiği halde bu yeteneğini o güne kadar hiç kimseyle paylaşmayıp kendisine saklamıştır.
Jess ile dostluğu ilerleten Leslie, yeni arkadaşına hayal gücünden oluşan yepyeni ufuklar açar. İkisi kafa kafaya vererek Terabithia adlı gizli krallığı yaratırlar. Burası, sadece evlerinin yakınında bulunan ormandaki bir derenin üzerindeki bir halat aracılığıyla inilebilen büyülü bir ülkedir. Terabithia’yı ikisi beraber yönetmektedir. Orada okul çocuklarına karşı çeşitli komplolar düzenleyen Karanlık Master ve emrindeki yaratıklara karşı mücadele verirler. Leslie ile kurduğu arkadaşlık sayesinde Jess’te iyi yönde değişim başlar.
Terabithia ülkesinin fantastik yaratıkları, sarayları ve birbirinden güzel ormanları, daha önce “Narnia Günlükleri”, “The Lord of the Rings” ve “King Kong”un görsel efektlerini hazırlayan Weta Digital’in Oscar ödüllü görsel efekt uzmanları tarafından tasarlanarak hayata geçirildi.
Walt Disney Pictures’ın sunduğu “Bridge to Terabithia”nın yönetmenliğini Gabor Csupo üstlendi. Yapımcılığını Hal Lieberman, Lauren Levine ve David Paterson’un gerçekleştirdiği filmin senaryosunu Jeff Stockwell ile David Paterson yazdı. Başrollerinde Josh Hutcherson, Annasophia Robb, Robert Patrick ve Zooey Deschanel kamera karşısına geçti.
“Narnia Günlükleri”,“King Kong” ve “Lord of the Rings”in görsel efektlerini yaratan Weta Digital ile Walt Disney Pictures’tan arkadaşlık ve hayal gücünü kutsayan harika bir fantastik öykü…
Yönetmen: Gabor Csupo
Oyuncular: Josh Hutcherson, AnnaSophia Robb, Zooey Deschanel, Robert Patrick, Bailee Madison,
Devon Wood, Emma Fenton, Lauren Clinton, Cameron Wakefield, Carly Owen, Elliot Lawless
Yapımcılar: Lauren Levine, Hal Lieberman, David Paterson
Senaryo: David Paterson, Jeff Stockwell (Katherine Paterson’un aynı adlı kitabından)
Görüntü Yönetmeni: Michael Chapman, Prodüksiyon Tasarımı: Robert Gillies
Kostüm Tasarımı: Barbara Darragh, Kurgu: John Gilbert, Müzik: Aaron Zigman
Walt Disney Pictures – Weta Digital /
“Şimdi gözlerini kapat ve beyninin kıvrımlarını sonuna kadar aç.” —Leslie
Ormanın derinliklerinde, karayolunun çok uzağında, derenin karşı tarafında gizli bir dünya vardır. Bu dünyada sadece iki kişinin bildiği o dünya, birbirinden fantastik yaratıkları, gözkamaştırıcı sarayları ve büyüleyici ormanlarıyla ışıltılı bir dünyadır. Bu ülkenin adı Terabithia’dır. Terabithia , iki küçük arkadaşın kendi krallıklarını nasıl yöneteceğini, karanlığın güçleriyle nasıl savaşacaklarını, hayal güçlerini sınırsız kullanarak yaşamlarını sonsuza kadar nasıl değiştireceklerini öğrendikleri dünyadır.
“The Chronicles of Narnia”nın yapımcıları Walt Disney Pictures ve Walden Media, arkadaşlığın, ailenin ve fantezilerin en harika yönlerini keşfe çıkan macera ve duygu yüklü yepyeni filmi “Terabithia Köprüsü-Bridge to Terabithia”yı sunar.
Tüm zamanların en çok sevilen aynı adlı çocuk romanından uyarlanan filmin başlangıcında önce okulunun en hızlı koşan çocuğu olmayı kafasına koyan 11 yaşındaki Jess Aarons’u (Josh Hutcherson) tanırız. Ancak Jess’in yaşadığı orman kasabasına yeni taşınan Leslie Burke adlı bir kız (AnnaSophia Robb) sadece erkek çocuklara açık olan yarışa sürpriz şekilde katılır ve Jess dahil tüm öğrencileri geride bırakarak birinci olur. Jess başlangıçta bu sarışın kıza büyük kızgınlık duyar. Ancak ikisi arasında hızlı bir arkadaşlık gelişecektir.
Jess ile Leslie ilk bakışta birbirlerinden çok farklıdırlar. Leslie zengindir, Jess yoksuldur. Leslie bu kasabaya kentten gelmiştir, Jess doğma büyüme kasabalıdır. Ancak Leslie’nin olağanüstü hayal gücünün kapılarını Jess’e açmasıyla birlikte artık paylaşabilecekleri harika bir ortak noktaları vardır: Gizli ülkeleri Terabithia…
Burası, sadece ormanın derinliklerindeki bir derenin üzerinden halatla aşılarak giriş yapılabilen bir ülkedir. Devler, canavarlar ve çeşit çeşit yaratıklarla dopdoludur. Leslie ile Jess bu ülkenin Kral ve Kraliçesi olarak, kendi yarattıkları yaratıklar arasında hüküm sürerler. İkisi arasında öylesine büyük bir dostluk bağı vardır ki, Terabithia’nın şeytani güçleri bile bu dostluğu bozamaz.
Kısacası Jess’in gerçek dünyadaki konumu ne olursa olsun, Leslie ona Terabithia’da daima büyüleyici öyküler ve hayallerle dopdolu çok özel bir yer vermiştir.
Walt Disney Pictures ile Weta Digital’ın sunduğu “Bridge to Terabithia”nın yönetmenliğini Gabor Csupo üstlendi. Yapımcılığını Hal Lieberman, Lauren Levine ve David Paterson gerçekleştirdi. Senaryosunu, Katherine Paterson’un Newberry ödüllü aynı adlı romanından yola çıkarak Jeff Stockwell ile David Paterson yazdılar.
Terabithia ülkesinin birbirinden çarpıcı ve orijinal yaratıkları, Yeni Zelanda’da kurulu bulunan ve bugüne kadar “The Chronicles of Narnia” ve “The Lord of the Rings” gibi dev yapımların görsel efektlerini hazırlayan Oscar ödüllü Weta Digital görsel efekt tesislerinde hayata geçirildi.
“Bridge to Terabithia”nın oyuncu kadrosunda son dönemde “RV” ve “Zathura” gibi yapımlarda izlediğimiz genç aktör Josh Hutcherson ile “Charlie and the Chocolate Factory” ve “Because of Winn-Dixie”den tanıdığımız AnnaSophia Robb kamera karşısına geçti. Yıldızı yeni parlayan bu iki oyuncuya Robert Patrick ile Zooey Deschanel eşlik etti.
Yeni Zelanda ormanlarında gerçeklik ile fanteziyi birleştiren mekan çekimlerinde çok ünlü ve çok yetenekli kamera arkası ekipleri görev aldı. Görüntü yönetmenliğini iki kez Oscar adayı görüntü yönetmeni Michael Chapman (“The Fugitive”, “Raging Bull”); prodüksiyon tasarımlarını Rob Gillies (“The World’s Fastest Indian”); kostüm tasarımlarını Barbara Darragh (“River Queen”, “The Frighteners”) üstlenirken kurgu editörlüğünü de, “The Lord of the Rings: The Fellowship of the Ring” ve “The World’s Fastest Indian” ile Oscar adaylığı almış John Gilbert hayata geçirdi.
HAYAL DÜNYASINDAKİLERİ GERÇEK YAPMAK: “BRIDGE TO TERABITHIA”NIN BEYAZPERDE YOLCULUĞU
Çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için yazılmış en büyük romanlar, son birkaç yıllık dönemde sinemaya aktarılarak hit filmlere dönüştü. “Shrek”,“Charlotte’s Web” ve “The Chronicles of Narnia: The Lion, the Witch and the Wardrobe”ya kadar çok sayıda film, ardarda sinema salonlarında boy göstererek milyonlarca izleyiciye ulaştı.
Ancak çocuklar üzerinde çok güçlü etkiler bırakmasına rağmen bugüne kadar beyazperdeye aktarılmayan çok özel bir kitap vardı. Kitabın etkisinde kalarak büyüyenler, “Bridge to Terabithia”nın beyazperdedeki yerini ne zaman alacağını merak ediyorlardı. Unutulmaz iki kahramanı Jess ile Leslie’nin hayal güçlerinde var olan, o ikisinden başka hiç kimsenin göremediği büyülü ülke Terabithia’yı geniş ekranda görmek isteyenler sabırsızlanıyordu.
Her dönemde çok okunmasına ve çocuk edebiyatının en önemli klasikleri arasına girmesine rağmen “Bridge to Terabithia”nın beyazperdeye aktarılması birtakım kreatif zorluklar içeriyordu: En büyük kahramanı hayalgücünün ta kendisi olan bir film nasıl yapılabilirdi? Terabithia’nın büyüleyici dünyası, Jess ve Leslie’nin gözünde anlam bulduğu şekliyle ekrana nasıl taşınabilirdi?
“Bridge to Terabithia”nın Newberry ödüllü yazarı Katherine Paterson, 70’li yıllarda kaleme aldığı kitabının beyazperdeye aktarılmasıyla ilgili izlenimlerini şu sözlerle dile getiriyor: “Açıkçası, kitabı ilk yazdığımda soyadı Paterson olmayan birisinin anlamayacağını düşünüyordum. O kitabı sadece oğlum okusun diye yazdığım için günün birinde kitap olacağı dahi aklıma gelmemişti. Bu yüzden de ileride kitap sayfalarından çıkıp film karelerine taşınacağını hayal bile etmedim.”
Hayali ülke Terabithia’nın yaratılma sürecinden büyük keyif aldığını belirten Katherine Paterson, bu konudaki düşüncesini şu sözlerle aktarıyor:
“Kitabın filme dönüştürülmesindeki en büyük sıkıntımın Terabithia’nın neye benzeyeceği olduğunu itiraf etmeliyim. 30 yıldan beri her okurum kendi hayal gücünde kendi Terabithia’sını yarattı. Bu nedenle Terabithia’nın nasıl bir yer olduğu konusunda iki okurumun bile vizyonu birbiriyle aynı olmadı. Kitaplarla filmlerin birbirinden çok farklı olduğunu çok iyi biliyorum ama ben kitaplarımı okurlarımın hayal gücünü çalıştırmak amacıyla yazıyorum. Kendi hayal gücümde yarattığım bu dünyanın filmde onurlandırılmasını bekledim. Senayo yazımı, yönetim, aktörlerin oyunu ve tasarım gibi süreçlerin ardından filmin açılış jeneriği ekranda akmaya başladığında kendimi Jess ve Leslie’nin hayal gücünün derinliğine doğru yürüyor gibi hissettim ki, bu benim için çok önemliydi. Kitabı okumamış olan izleyicilerin de, bir öykünün neler yapabileceğini, güçlü bir öykünün insan ruhunu nasıl zenginleştirebileceğini görme fırsatı bulacağına inanıyorum.”
Paterson bu öyküyü o zamanlar 11 yaşında olan oğlu David için yazmıştı. İlk baskısı 1978 yılında yapılan kitap, kısa sürede ailelerin ve onların çocuklarının gözdesi haline geldi. Çocuklarının hayal gücünün genişlemesini isteyen aileler birbirine öğütlüyor, böylece kitabın kısa sürede her yere yayılmasını sağlıyorlardı. Paterson’un öyküsünden etkilenmeyen yok gibiydi. Yazarın kendi çocukluk hayallerinin süzgecinden geçirerek yazdığı “Bridge to Terabithia” sayesinde hayal gücünün önemine milyonlarca okuyucu inanmaya başlamıştı.
Paterson, Terabithia’yı yaratırken Jess ve Leslie’nin gerçek dünyadaki problemlerle başa çıkmak için hayal güçlerini kullanabildikleri bir yer olarak düşünmüştü. Filmde de bu değişmedi. Terabithia’daki fantastik yaratıkların hepsi, gerçek yaşamdaki benzerlerinin eşdeğer karşıtı olarak yaratıldı.
Örneğin okulda Jess ile Leslie’ye her gün terörize eden kötü ruhlu öğrenciler, Terabithia’nın kötü kişileri olarak ortaya çıktı. Gary Fulcher adlı öğrenci Terabithia’da Hairy Vulture adını taşıyan yarı Fulcher yarı akbaba bir yaratığa dönüştü. Aynı şekilde Scott Hoager adlı öğrenci de Squogre adını taşıyan sincap, çirkin dev ve Hoager karışımı bir kötü yaratık olup çıktı. Okulun en acımasız kız öğrencisi olan Janice Avery ise, iki kahramanımızın savaştığı Dev’e dönüştü.
Katherine Paterson’un 1978 yılında 11 yaşında olan oğlu David Paterson da ilerleyen yıllarda yazarlığa ilgi duydu ve belki de kaderin bir cilvesi olarak başarılı bir oyun ve senaryo yazarı oldu. Annesinin yazdığı kitabı temel alarak film senaryosu yazdı. Bunu yaparken annesinin vizyonunu beyazperdeye tam bir otantizmle taşımaya kendisini adadı.
Şu anda kendisi de baba olan ve aile geleneğini devam ettirerek çocuklarına öykü anlatan David Patterson, annesinin yazdığı öyküyle ilgili şu yorumu yapıyor:
“Bu öyküye karşı daima koruyucu kollayıcı duygular hissettim. Film haline getirilmesi benim için asla önemli olmadı, annemin onurlandırılması herşeyden daha önemliydi. Annem bu kitabı, çocukluğumdaki en iyi arkadaşım Lisa ve benim için yazmıştı. Senaryoyu yazarken önem verdiğim tek konu, annemin kitabının ruhunu korumak oldu. Çoğunlukla iki karakterin beynindeki hayali dünyada geçen bir romanı dinamik görsel araçlara dönüştürmenin çaresini bulmaya çalışırken öncelikle kitabın ruhunu korumayı hedefledim. Ortaya çıkacak film nasıl olursa olsun, herşeyden önce arkadaşlık ve hayalgücü üzerine bir öykü olarak kalmalıydı.”
Katherine Paterson da, oğlunun yazarlık yeteneğini her zaman cesaretlendirdiğini belirterek şunları söylüyor: “Oğlumun yazarlık yönünün güçlü olduğunu fark edince, beyninde kendine özel bir dünya kurarak o noktadan itibaren hızla koşmasını söyledim. David’in çok iyi bir yazar olacağını biliyordum. Ayrıca bu öykünün David için büyük anlam taşıdığının da farkındaydım. Bu öykü David ile başladı, senaryosunu da onun yazdığını görmekten dolayı çok mutluyum.”
Bu noktada sözü devralan David Paterson şöyle devam ediyor: “Yazdığı öykünün beyazperdeye aktarılmasında bana sonuna kadar güvendi. Bundan 30 yıl önce Lisa ile arkadaşlığımın öyküsünü anlattığında da ben anneme güvenmiştim. Annenizin yazdığı bir öyküden senaryo çıkarırken birtakım zorluklar yaşanması kaçınılmazdır. Ancak bu süreçte bana tam bir özgürlük verdi. Edebiyat ile sinemanın birbirinden ayrı mecralar olduğunu anladı. Ortaya çıkacak sonuçtan memnun kalacağını umuyorum. Aksi takdirde Noel tatillerim epeyce zorlu geçecek!”
Öte yandan film yapımcısı Lauren Levine de, Terabithia’nın güçlü etkisini kendi başına keşfetmişti. Terabithia’yla ilk defa olarak yetişkinlik yıllarında karşılaşan herkes gibi o da kitaptaki duygu ve heyecan yoğunluğunun etkisinde kaldı. Böyle bir kitabın, klasik çocuk kitaplarını filme dönüştürerek ün yapan ve çocuklar ile aileleri için üretim yapan prodüksiyon şirketi Walden Media için çok uygun olacağını düşündü.
Gerisini Levine’in kendisinden dinleyelim: “İngiltere’de doğup büyüdüğüm için bu kitap hakkında daha önce çok fazla bilgim yoktu. Ancak çevremdeki çocuklu aileler bu kitaptan sürekli bahsetiği için sonunda ben de okumaya karar verdim. Okuduğum anda kelimenin tam anlamıyla büyülendiğimi hissettim. Çocukları küçük görmeyen öyküleri her zaman sevmişimdir. Hayatın nasıl bir şey olduğunu çocuklara dobra dobra anlatıyordu ama bir yandan da harika fantastik unsurlarla bezenmiş bir kitaptı. Zor anlarla yüz yüze kalan çocuklar için gerçek bir armağandı. Sanırım bu kadar çok sevilmesinin kökeninde de bu özelliği yatıyor. Kitaba o kadar bağlanmıştım ki, hemen harekete geçmek istedim. Bu çabalarım beni David Paterson’a yönlendirdi. Onun da yıllardan beri bu kitaptan bir film yaratmaya çalıştığını öğrenince gerçekten çok sevindim.”
Walden Media CEO’su Cary Granat, bu projeye heyecanla yaklaştığını ifade ederek düşüncelerini şu sözlerle dile getiriyor: “Bence ‘Bridge to Terabithia’ Walden Media’nın olmazsa olmazlarından biriydi. Çok yoğun duygularla dopdolu yüksek konseptli bir film yaratma şansı karşımıza çıkmıştı. Aynı zamanda kitabı yeniden gözden geçirmek ve içerisindeki harika temaları yeniden keşfetme fırsatını da yakalamış olacaktık ki, en heyecan verici yanı da buydu.”