mkaya
08-03-2007, 22:20
http://farm1.static.flickr.com/162/411725995_a73b7a0b8f_b.jpg18’ler Takımı
Gösterim Tarihi: 09 Mart 2007
Dağıtım: Özen Film
Yapım: Deren Medya Company
Yönetmen: Mesut Taner
Senaryo: Hasan B. Turhan
Yapımcı: Ayhan Anat
Oyuncular:
Hande ETİ,
Aras FERAHYAN,
Mithat ÇELİK,
Engin AŞIK,
Gökhan CUHACI,
Engin YAVAŞ,
Levent AYKUL,
Cüneyt AYDINOĞLU
Eylem ŞENKAL
Kendilerine “18’ler Takımı” adını takmış lise mezunu dört genç, üniversite sınavlarını bir türlü kazanamamakta ve askere gitme korkusu yaşamaktadırlar. Ne yapıp edip sınavları kazanma ve bir süreliğine de olsa askerlikten yırtma telâşına düşmüşlerken, aralarına özel bir amaçla giren Deren adında güzeller güzeli bir kız yüzünden, kendilerini bir anda akıl almaz olayların ve ilginç rastlantıların içinde bulurlar.
Filmde bir ruh çağırma seansı sırasında edindikleri gizemli bir bilginin peşine düşerek kendilerini ıssız bir ormanın ta orta yerinde bulan altı gencin, hem hayatta kalmak hemde başlarına belâ olan bavuldan kurtulmak için verdikleri gerilim dolu mücadele korku, komedi ve macera gibi popüler türükler üzerine kurulu güzel bir gençlik filmi.
Film öyküsü:
İstanbul’un zengin muhitlerinden birinde dertsiz ve tasasız bir hayat yaşamakta olan Ceyhun, Selim, Çağatay ve Cantuğ adlarında lise mezunu dört arkadaş, kendilerini kuruluş aşamasından itibaren 18’ler takımı olarak adlandırmışlardır. Bu adın, gençliğin en azgın ve zıpır dönemini simgelemesinin dışında, yaşla başla doğrudan bir ilgisi yoktur; onlar, gençliklerini koruyabildikleri sürece hep 18’ler takımı olarak kalacaklardır. Birbirleriyle öylesine kafa dengidirler ki; ne zevk, ne damak tadı, ne fikir, ne de kızlara düşkünlük bakımından birbirlerinden ayrı düşmektedirler. Ama yine de her birinin farklı karakter özellikleri vardır:
Şizo lakaplı Ceyhun, anlık gel-git nöbetleri olan, şizofrenik bir vakadır; zaman zaman kişilik değiştirerek, bir homoya dönüşmektedir.
Kibar lakaplı Selim; kıl tavırları olan, hijyen düşkünü, pimpirikli bir gençtir; bir bardak suyu bile on dakika inceledikten sonra içer. Türkiye’nin ilk tüp bebeklerinden biri olduğu ve hatalı işlem gördüğü için böyle defolu olduğu rivayet edilmektedir.
Cantuğ, tipik bir kolpacıdır; insanları bildiği gibi yönlendirmekten ve ortaya çıkan durumlardan müthiş zevk almaktadır.
Altın çocuk lakaplı Çağatay ise, tam anlamıyla bir metroseksüeldir; özgün imajına, giyimine ve hele ki uzun saçlarına büyük itina göstermektedir.
Hepsi de maddi durumu iyi ailelerine güvenerek Liseden, dersleri hep ti’ye alarak mezun olmuşlardır. İki yıldır üniversite sınavlarına girmekte, ama herhangi bir yeri tutturamamaktadırlar. Bu gidişle, asker ocağından başka gidecek bir yerlerinin kalmayacağı kesindir; bu olasılık, onların kâbuslarına bile girer. Biraz da bunun korkusuyladır ki, bu sefer işi biraz sıkı tutmaya ve iki yıllık da olsa bir yeri mutlaka kazanma telaşındadırlar. 18’ler takımı dışa da kapalı bir takımdır, yeni üye kabul etmez; çünkü bu takım, daha kuruluş aşamasında dört kişi kalmaya ant içmiş bir takımdır.
Ama gelin görün ki, bu zıpır ve haylaz gençlerde gözü olan birtakım azgın muhit kızları, onların bu her daim beraberliklerini kendilerine engel görmekte ve bu takımı bir an önce dağıtmak için düzenler kurmaktadırlar. Bu amaç doğrultusunda; muhite yeni taşınmış olan banka müdürünün hem cazibeli, hem de muhite gelir gelmez adı fettana çıkmış olan güzeller güzeli kızı Şebnem’i örgütleyip, 18’ler takımının üzerine salarlar.
Muhitin gençleri bisiklet akrobasisi gösterisi yaparken, tezahürat yapan kızların aksine, !8’ler takımı kenardan onlarla dalga geçer. Şebnem de oradadır ve 18’ler takımına bakışlarıyla pas atmaktadır. Göstericilerle 18’ler takımı arasında dalaşma çıkar. Dalaşmaya, gösteriyi bir kenardan kendi halinde izlemekte olan içine kapanık ve asosyal kişilikli Boran de istemeyerek karışır ve kafasına bir bisiklet pompası yiyerek bayılıp düşer. Gençler, Boran’ı, Şebnem’in de yakın ilgisiyle, kaldırıp karga tulumba evine götürürler. Boran’ın annesi gençlere teşekkür ederek, ikramlarda bulunur ve oğlunun sorunlarından bahseder. Boran, babasının kendilerini terk etmesi üzerine daha on iki yaşındayken depresyona girmiş ve o günden beridir uzman gözetiminde ruhsal tedavi görmektedir. Gençlerden, oğluna göz kulak olmalarını ve onu toplumla mümkün olduğu kadar kaynaştırmalarını rica eder. Bu görevi Şebnem de 18’ler takımıyla birlikte üstlenmek ister. Ama ortada bir sorun vardır; Şebnem takımın üyesi değildir, olması da mümkün gözükmemektedir. Ama o ille de üye olmak ister ve kendine özgü niteliklerini sayıp döker. En ilgi çekici niteliği ise, ruh çağırma konusunda uzman denebilecek yeteneğe sahip olmasıdır.
Ruh çağırma gibi matrak bir konu yakalamış olan gençler, her birinin Şebnem’den tek tek tahrik olmuş olmasının da etkisiyle, hemen bir toplantı düzenleyip, şişe çevirme ritüeli eşliğinde, bu teklifi değerlendirirler. Aslında amaçları, bu güne kadar hakkında edinmiş oldukları duyumlar doğrultusunda “Taze kaşar” olarak nitelendirdikleri Şebnem’i takıma almak değil, ona mümkün olduğunca yakın olarak, günlerini gün etmektir. Alınan kararlar Şebnem’e iletilir; kendisi geçici bir süre için 18’ler takımının üyesi olacak, bu süre içinde durumu tekrardan gözden geçirilecek ve sonucunda kesin karar verilecektir.
Kendini bir an önce kabullendirme derdinde olan Şebnem, gençlerin ruh çağırma konusuna olan yakın ilgisi ve ısrarıyla, onlarla bir ruh çağırma oturumu düzenlemeye karar verir. Ceyhun’un annesi ve babası iş gezisinde oldukları için, bu işi onun evinde gerçekleştirmeye karar verirler. Şebnem ruhlarla, temiz kalpli biri aracılığıyla, konuşarak da ilişki kurabileceğini söyleyerek, bu özelliğe sahip biri olarak gördüğü Boran’ın da oturuma katılmasını ister. Bu öneri heyecanla kabul gördükten sonra, altı arkadaş toplaşıp, Ceyhun’un yıllar önce ölmüş olan ve salonun duvarında da fotoğrafı bulunan büyükbabasının ruhunu çağırırlar. Büyükbabanın ruhu gelir, Boran’ın ağzından konuşmaya başlar ve herkes şaşırarak öğrenir ki; Ceyhun’un dedesi aslında, yaşadığı dönemin en hızlı ibnelerinden biridir. Böylece, Ceyhun’un çift karakterinden birisinin nereden ilham aldığı da ortaya çıkar. Ama gençler bu büyükbabayla çok alay ettikleri için, büyükbaba onlara “İnşallah tez vakitte siz de çanağı çömleği çatlatırsınız da, görürsünüz o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu” gibisinden bir bedduada bulunarak, Boran’ın vücudunu terk edip gider. Bu sırada, hiç davetsiz, başka bir ruh daha gelir ve o da Boran’ın ağzından konuşmaya başlar. Genç bir kadına ait olan bu ruh, birkaç ay önce bir Türk’le evlenerek Hindistan’dan Türkiye’ye gelin geldiğini, ancak kocasının kendisini mafyaya satıp ortalardan kaybolduğunu, mafyanın elinden kaçıp kurtulmak isterken de öldürüldüğünü ve bir bavul içine konularak Polenezköy’de kırk iki dallı, sırtı yumrulu bir ceviz ağacının dibine gömüldüğünü söyler. Bu küçücük bavul içerisinde canının çok sıkıldığını, bunaldığını, artık huzura kavuşmak istediğini de belirterek, gelip bir an önce kendisini kurtarmalarını yakıcı bir ısrarla ister.
Gençler, böylesine etkileyici bir ruh çağırma oturumunu ilk kez yaşamışlardır; buna bir de ruhun etkisi altındaki Boran’ın “Çıkartın beni bu bavuldan! Çıkartın!...” diye bağırarak odanın içinde tepinmesi eklenince, hepten dengelerini yitirirler. Boran’ı zor zapt edip, ruha da gelip onu kurtaracaklarına dair söz vererek, evi terk ederler.
Bu olayın ardından 18’ler takımı, yine Ceyhun’un evinde toplaşarak, hem içer, hem de bu konuyu değerlendirirler. Ama ipin ucunu öyle çok kaçırırlar ki; sonunda zom olup, kendilerinden geçerler. Nice zaman sonra ayıldıklarında, kendilerini evin içinde çırılçıplak yatmaktayken bulurlar. Bu durma nasıl geldiklerini düşünürlerken, kolpacı Cantuğ, tecavüze uğramış olabileceklerini söyleyerek, bu durumdan Ceyhun’un büyükbabasını sorumlu tutar. Hepsi o anda duvardaki büyükbaba fotoğrafına dehşetle bakarak ve kıçlarını tutarak, Cantuğ hariç, evi terk ederler. Asansörde yaşadıkları bir tüpçü macerasının ardından, onları kurtaran Cantuğ olur. Aslında bu oyunu düzenleyen de O’dur; herkesten önce ayılmış ve bu tezgâhı hazırlayarak, arkadaşlarına güzel bir numara çekmiştir…
Ertesi gün şebnem onları bulup, Polenezköy’e ne zaman gideceklerini sorar. Gençler biraz tırsak ve ikircikli dururlar; ama Boran gelip de, ruhun kendisini hiç rahat bırakmadığını söyleyince, o zaman fikirleri değişir. 18’ler takımı olarak bu güne kadar hiçbir görevden kaçmamışlardı, bugün de kaçmayacaklardı… Gidip, ruhun dediği yerde gömülü olan bavulu bulmaya karar verirler. Herkes ailesine, iki gün boyunca yoğunlaştırılmış şekilde ders çalışmak için Polenezköy’e bir arkadaşlarının evine gideceklerini söyleyecektir. Şebnem de bu arada, diğerlerine çaktırmadan, Çağatay’a yeşil ışık yakmaya başlar. Bu ilgi, Çağatay’ın da hoşuna gider. Boran’ın annesi ise, bu gibi arkadaş gezmelerine çoktan razıdır; yeter ki oğlu normal insanlar gibi olsun. Böylece, altı arkadaş, Selim’in cipine binip, Polenezköy’ün yolunu tutarlar.
Yolculuklarının sona erdiği noktada, sorup soruşturup, ruhun tarif ettiği gibi bir ceviz ağacının nerede olabileceğini öğrenirler. Ama bu arada kulaklarına, o bölgenin hiç tekin bir yer olmadığı da fısıldanır; “Ormanın Ruhu” denilen bir varlık o bölgede dolaşmakta ve bölgeyi hem yabancılardan, hem de ormanı kirletmesi ihtimali bulunan cisimlerden korumaktadır. Altı arkadaş, tüm cesaretlerini toplayarak, tarif edilen ormanlık bölgeye gidip, söz konusu ağacı bulurlar. Sırtının gerçekten de urlu ve dallarının da 42 tane olduğunu şaşkınlıkla görüp, karşılaşacakları manzaranın korkunçluğunu da hesaba katarak, ceviz ağacının dibini eşmeye başlarlar. Ama iki metre kadar eşmiş olmalarına rağmen, ne bir bavula, ne de bir cesede rastlarlar. Bu sırada, bir hayvanın korkunç kükremesiyle irkilirler. Hayvanın nasıl bir şey olduğunu tam kestiremezler; ama ağaçlar arasında gezinen siluetinden, çok büyük bir şey olduğunu tahmin ederler ve korkuyla kaçışırlar. Şebnem, bu hayvanın dağ gibi kakasına çarparak düşüp yuvarlanır ve bacağını yaralar. Dördü daha sonra tekrar bir araya gelirken, Çağatay ormanda yolunu şaşırır ve kaybolur. Cep telefonu da bulundukları bölgede çekmeyince, rastladığı bir yol kenarında durup bekleyerek, arkadaşlarının arabayla gelip kendisini bulmasını umut eder. Arkadaşları ise, hayvandan kaçmak isterken bir yere toslayıp, yine canlarını kurtarmak için arabadan çıkıp bir yere saklanırlar. Hayvan’ın silueti ortalıkta gezinir, adımlarının sarsıntısıyla ağaçlar sallanır, ama onlar hiç ses çıkartmadan gitmesini beklerler.
Çağatay arkadaşlarını umutla beklemekteyken, ormandan gelen hayvan böğürmelerini duyup korkmaya başlar. Bu sırada yoldan geçmekte olan bir otomobil gelip önünde durur ve arka koltukta oturmakta olan çok güzel bir genç bayan kapıyı açıp, ona yardımcı olmak ister. Çağatay, bu bayanın bir Hint güzeli olduğunu görüp, şaşırır. Buraya, bavul içinde gömülmüş bir Hindu Gelin’i aramayı gelmiş, ama adının Sonja olduğunu söyleyen dipdiri ve capcanlı bir Hindu güzeliyle karşılaşmıştır. Bu durum ona gizem ve şüphe çağrıştırırken, kendisini kasaba merkezine kadar götürebileceğini söyleyen Sonja’nın teklifini, böğürüp durmakta olan hayvanın korkusuyla kabul edip, arabaya biner. Bir Hint dansçısı olduğunu söyleyen Sonja, birkaç gecelik bir gösteri için kasabadaki lüks bir otele gitmektedir. Bu tekliften hoşlanmamış olan orta yaşlı şoförü Atıf ise, sinsi ve art niyetli bakışlara sahip, şüpheli bir tiptir.
Gösterim Tarihi: 09 Mart 2007
Dağıtım: Özen Film
Yapım: Deren Medya Company
Yönetmen: Mesut Taner
Senaryo: Hasan B. Turhan
Yapımcı: Ayhan Anat
Oyuncular:
Hande ETİ,
Aras FERAHYAN,
Mithat ÇELİK,
Engin AŞIK,
Gökhan CUHACI,
Engin YAVAŞ,
Levent AYKUL,
Cüneyt AYDINOĞLU
Eylem ŞENKAL
Kendilerine “18’ler Takımı” adını takmış lise mezunu dört genç, üniversite sınavlarını bir türlü kazanamamakta ve askere gitme korkusu yaşamaktadırlar. Ne yapıp edip sınavları kazanma ve bir süreliğine de olsa askerlikten yırtma telâşına düşmüşlerken, aralarına özel bir amaçla giren Deren adında güzeller güzeli bir kız yüzünden, kendilerini bir anda akıl almaz olayların ve ilginç rastlantıların içinde bulurlar.
Filmde bir ruh çağırma seansı sırasında edindikleri gizemli bir bilginin peşine düşerek kendilerini ıssız bir ormanın ta orta yerinde bulan altı gencin, hem hayatta kalmak hemde başlarına belâ olan bavuldan kurtulmak için verdikleri gerilim dolu mücadele korku, komedi ve macera gibi popüler türükler üzerine kurulu güzel bir gençlik filmi.
Film öyküsü:
İstanbul’un zengin muhitlerinden birinde dertsiz ve tasasız bir hayat yaşamakta olan Ceyhun, Selim, Çağatay ve Cantuğ adlarında lise mezunu dört arkadaş, kendilerini kuruluş aşamasından itibaren 18’ler takımı olarak adlandırmışlardır. Bu adın, gençliğin en azgın ve zıpır dönemini simgelemesinin dışında, yaşla başla doğrudan bir ilgisi yoktur; onlar, gençliklerini koruyabildikleri sürece hep 18’ler takımı olarak kalacaklardır. Birbirleriyle öylesine kafa dengidirler ki; ne zevk, ne damak tadı, ne fikir, ne de kızlara düşkünlük bakımından birbirlerinden ayrı düşmektedirler. Ama yine de her birinin farklı karakter özellikleri vardır:
Şizo lakaplı Ceyhun, anlık gel-git nöbetleri olan, şizofrenik bir vakadır; zaman zaman kişilik değiştirerek, bir homoya dönüşmektedir.
Kibar lakaplı Selim; kıl tavırları olan, hijyen düşkünü, pimpirikli bir gençtir; bir bardak suyu bile on dakika inceledikten sonra içer. Türkiye’nin ilk tüp bebeklerinden biri olduğu ve hatalı işlem gördüğü için böyle defolu olduğu rivayet edilmektedir.
Cantuğ, tipik bir kolpacıdır; insanları bildiği gibi yönlendirmekten ve ortaya çıkan durumlardan müthiş zevk almaktadır.
Altın çocuk lakaplı Çağatay ise, tam anlamıyla bir metroseksüeldir; özgün imajına, giyimine ve hele ki uzun saçlarına büyük itina göstermektedir.
Hepsi de maddi durumu iyi ailelerine güvenerek Liseden, dersleri hep ti’ye alarak mezun olmuşlardır. İki yıldır üniversite sınavlarına girmekte, ama herhangi bir yeri tutturamamaktadırlar. Bu gidişle, asker ocağından başka gidecek bir yerlerinin kalmayacağı kesindir; bu olasılık, onların kâbuslarına bile girer. Biraz da bunun korkusuyladır ki, bu sefer işi biraz sıkı tutmaya ve iki yıllık da olsa bir yeri mutlaka kazanma telaşındadırlar. 18’ler takımı dışa da kapalı bir takımdır, yeni üye kabul etmez; çünkü bu takım, daha kuruluş aşamasında dört kişi kalmaya ant içmiş bir takımdır.
Ama gelin görün ki, bu zıpır ve haylaz gençlerde gözü olan birtakım azgın muhit kızları, onların bu her daim beraberliklerini kendilerine engel görmekte ve bu takımı bir an önce dağıtmak için düzenler kurmaktadırlar. Bu amaç doğrultusunda; muhite yeni taşınmış olan banka müdürünün hem cazibeli, hem de muhite gelir gelmez adı fettana çıkmış olan güzeller güzeli kızı Şebnem’i örgütleyip, 18’ler takımının üzerine salarlar.
Muhitin gençleri bisiklet akrobasisi gösterisi yaparken, tezahürat yapan kızların aksine, !8’ler takımı kenardan onlarla dalga geçer. Şebnem de oradadır ve 18’ler takımına bakışlarıyla pas atmaktadır. Göstericilerle 18’ler takımı arasında dalaşma çıkar. Dalaşmaya, gösteriyi bir kenardan kendi halinde izlemekte olan içine kapanık ve asosyal kişilikli Boran de istemeyerek karışır ve kafasına bir bisiklet pompası yiyerek bayılıp düşer. Gençler, Boran’ı, Şebnem’in de yakın ilgisiyle, kaldırıp karga tulumba evine götürürler. Boran’ın annesi gençlere teşekkür ederek, ikramlarda bulunur ve oğlunun sorunlarından bahseder. Boran, babasının kendilerini terk etmesi üzerine daha on iki yaşındayken depresyona girmiş ve o günden beridir uzman gözetiminde ruhsal tedavi görmektedir. Gençlerden, oğluna göz kulak olmalarını ve onu toplumla mümkün olduğu kadar kaynaştırmalarını rica eder. Bu görevi Şebnem de 18’ler takımıyla birlikte üstlenmek ister. Ama ortada bir sorun vardır; Şebnem takımın üyesi değildir, olması da mümkün gözükmemektedir. Ama o ille de üye olmak ister ve kendine özgü niteliklerini sayıp döker. En ilgi çekici niteliği ise, ruh çağırma konusunda uzman denebilecek yeteneğe sahip olmasıdır.
Ruh çağırma gibi matrak bir konu yakalamış olan gençler, her birinin Şebnem’den tek tek tahrik olmuş olmasının da etkisiyle, hemen bir toplantı düzenleyip, şişe çevirme ritüeli eşliğinde, bu teklifi değerlendirirler. Aslında amaçları, bu güne kadar hakkında edinmiş oldukları duyumlar doğrultusunda “Taze kaşar” olarak nitelendirdikleri Şebnem’i takıma almak değil, ona mümkün olduğunca yakın olarak, günlerini gün etmektir. Alınan kararlar Şebnem’e iletilir; kendisi geçici bir süre için 18’ler takımının üyesi olacak, bu süre içinde durumu tekrardan gözden geçirilecek ve sonucunda kesin karar verilecektir.
Kendini bir an önce kabullendirme derdinde olan Şebnem, gençlerin ruh çağırma konusuna olan yakın ilgisi ve ısrarıyla, onlarla bir ruh çağırma oturumu düzenlemeye karar verir. Ceyhun’un annesi ve babası iş gezisinde oldukları için, bu işi onun evinde gerçekleştirmeye karar verirler. Şebnem ruhlarla, temiz kalpli biri aracılığıyla, konuşarak da ilişki kurabileceğini söyleyerek, bu özelliğe sahip biri olarak gördüğü Boran’ın da oturuma katılmasını ister. Bu öneri heyecanla kabul gördükten sonra, altı arkadaş toplaşıp, Ceyhun’un yıllar önce ölmüş olan ve salonun duvarında da fotoğrafı bulunan büyükbabasının ruhunu çağırırlar. Büyükbabanın ruhu gelir, Boran’ın ağzından konuşmaya başlar ve herkes şaşırarak öğrenir ki; Ceyhun’un dedesi aslında, yaşadığı dönemin en hızlı ibnelerinden biridir. Böylece, Ceyhun’un çift karakterinden birisinin nereden ilham aldığı da ortaya çıkar. Ama gençler bu büyükbabayla çok alay ettikleri için, büyükbaba onlara “İnşallah tez vakitte siz de çanağı çömleği çatlatırsınız da, görürsünüz o zaman dünyanın kaç bucak olduğunu” gibisinden bir bedduada bulunarak, Boran’ın vücudunu terk edip gider. Bu sırada, hiç davetsiz, başka bir ruh daha gelir ve o da Boran’ın ağzından konuşmaya başlar. Genç bir kadına ait olan bu ruh, birkaç ay önce bir Türk’le evlenerek Hindistan’dan Türkiye’ye gelin geldiğini, ancak kocasının kendisini mafyaya satıp ortalardan kaybolduğunu, mafyanın elinden kaçıp kurtulmak isterken de öldürüldüğünü ve bir bavul içine konularak Polenezköy’de kırk iki dallı, sırtı yumrulu bir ceviz ağacının dibine gömüldüğünü söyler. Bu küçücük bavul içerisinde canının çok sıkıldığını, bunaldığını, artık huzura kavuşmak istediğini de belirterek, gelip bir an önce kendisini kurtarmalarını yakıcı bir ısrarla ister.
Gençler, böylesine etkileyici bir ruh çağırma oturumunu ilk kez yaşamışlardır; buna bir de ruhun etkisi altındaki Boran’ın “Çıkartın beni bu bavuldan! Çıkartın!...” diye bağırarak odanın içinde tepinmesi eklenince, hepten dengelerini yitirirler. Boran’ı zor zapt edip, ruha da gelip onu kurtaracaklarına dair söz vererek, evi terk ederler.
Bu olayın ardından 18’ler takımı, yine Ceyhun’un evinde toplaşarak, hem içer, hem de bu konuyu değerlendirirler. Ama ipin ucunu öyle çok kaçırırlar ki; sonunda zom olup, kendilerinden geçerler. Nice zaman sonra ayıldıklarında, kendilerini evin içinde çırılçıplak yatmaktayken bulurlar. Bu durma nasıl geldiklerini düşünürlerken, kolpacı Cantuğ, tecavüze uğramış olabileceklerini söyleyerek, bu durumdan Ceyhun’un büyükbabasını sorumlu tutar. Hepsi o anda duvardaki büyükbaba fotoğrafına dehşetle bakarak ve kıçlarını tutarak, Cantuğ hariç, evi terk ederler. Asansörde yaşadıkları bir tüpçü macerasının ardından, onları kurtaran Cantuğ olur. Aslında bu oyunu düzenleyen de O’dur; herkesten önce ayılmış ve bu tezgâhı hazırlayarak, arkadaşlarına güzel bir numara çekmiştir…
Ertesi gün şebnem onları bulup, Polenezköy’e ne zaman gideceklerini sorar. Gençler biraz tırsak ve ikircikli dururlar; ama Boran gelip de, ruhun kendisini hiç rahat bırakmadığını söyleyince, o zaman fikirleri değişir. 18’ler takımı olarak bu güne kadar hiçbir görevden kaçmamışlardı, bugün de kaçmayacaklardı… Gidip, ruhun dediği yerde gömülü olan bavulu bulmaya karar verirler. Herkes ailesine, iki gün boyunca yoğunlaştırılmış şekilde ders çalışmak için Polenezköy’e bir arkadaşlarının evine gideceklerini söyleyecektir. Şebnem de bu arada, diğerlerine çaktırmadan, Çağatay’a yeşil ışık yakmaya başlar. Bu ilgi, Çağatay’ın da hoşuna gider. Boran’ın annesi ise, bu gibi arkadaş gezmelerine çoktan razıdır; yeter ki oğlu normal insanlar gibi olsun. Böylece, altı arkadaş, Selim’in cipine binip, Polenezköy’ün yolunu tutarlar.
Yolculuklarının sona erdiği noktada, sorup soruşturup, ruhun tarif ettiği gibi bir ceviz ağacının nerede olabileceğini öğrenirler. Ama bu arada kulaklarına, o bölgenin hiç tekin bir yer olmadığı da fısıldanır; “Ormanın Ruhu” denilen bir varlık o bölgede dolaşmakta ve bölgeyi hem yabancılardan, hem de ormanı kirletmesi ihtimali bulunan cisimlerden korumaktadır. Altı arkadaş, tüm cesaretlerini toplayarak, tarif edilen ormanlık bölgeye gidip, söz konusu ağacı bulurlar. Sırtının gerçekten de urlu ve dallarının da 42 tane olduğunu şaşkınlıkla görüp, karşılaşacakları manzaranın korkunçluğunu da hesaba katarak, ceviz ağacının dibini eşmeye başlarlar. Ama iki metre kadar eşmiş olmalarına rağmen, ne bir bavula, ne de bir cesede rastlarlar. Bu sırada, bir hayvanın korkunç kükremesiyle irkilirler. Hayvanın nasıl bir şey olduğunu tam kestiremezler; ama ağaçlar arasında gezinen siluetinden, çok büyük bir şey olduğunu tahmin ederler ve korkuyla kaçışırlar. Şebnem, bu hayvanın dağ gibi kakasına çarparak düşüp yuvarlanır ve bacağını yaralar. Dördü daha sonra tekrar bir araya gelirken, Çağatay ormanda yolunu şaşırır ve kaybolur. Cep telefonu da bulundukları bölgede çekmeyince, rastladığı bir yol kenarında durup bekleyerek, arkadaşlarının arabayla gelip kendisini bulmasını umut eder. Arkadaşları ise, hayvandan kaçmak isterken bir yere toslayıp, yine canlarını kurtarmak için arabadan çıkıp bir yere saklanırlar. Hayvan’ın silueti ortalıkta gezinir, adımlarının sarsıntısıyla ağaçlar sallanır, ama onlar hiç ses çıkartmadan gitmesini beklerler.
Çağatay arkadaşlarını umutla beklemekteyken, ormandan gelen hayvan böğürmelerini duyup korkmaya başlar. Bu sırada yoldan geçmekte olan bir otomobil gelip önünde durur ve arka koltukta oturmakta olan çok güzel bir genç bayan kapıyı açıp, ona yardımcı olmak ister. Çağatay, bu bayanın bir Hint güzeli olduğunu görüp, şaşırır. Buraya, bavul içinde gömülmüş bir Hindu Gelin’i aramayı gelmiş, ama adının Sonja olduğunu söyleyen dipdiri ve capcanlı bir Hindu güzeliyle karşılaşmıştır. Bu durum ona gizem ve şüphe çağrıştırırken, kendisini kasaba merkezine kadar götürebileceğini söyleyen Sonja’nın teklifini, böğürüp durmakta olan hayvanın korkusuyla kabul edip, arabaya biner. Bir Hint dansçısı olduğunu söyleyen Sonja, birkaç gecelik bir gösteri için kasabadaki lüks bir otele gitmektedir. Bu tekliften hoşlanmamış olan orta yaşlı şoförü Atıf ise, sinsi ve art niyetli bakışlara sahip, şüpheli bir tiptir.