Tüm Versiyonu (Orjinalini) Göster : BaŞkalarinin Hayati (“the Lives Of Others”)


mkaya
08-03-2007, 22:02
http://farm1.static.flickr.com/176/374636999_5ab22ac4cf_b.jpg2007 OSCAR ÖDÜLÜ – Almanya En İyi Yabancı Film Adayı
2007 ALTIN KÜRE ÖDÜLÜ - En İyi Yabancı Film Adayı
2006 AVRUPA FİLM ÖDÜLLERİ - En İyi Film, En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo
2006 BAVARIA FİLM ÖDÜLLERİ – En İyi Erkek Oyuncu, En İyi Senaryo, En İyi Yönetmen
2006 ALMAN FİLM ÖDÜLLERİ – En İyi Yönetmen, En İyi Erkek Oyuncu

BAŞKALARININ HAYATI
“THE LIVES OF OTHERS”

Gösterim Tarihi: 09 Mart 2007

Oyuncular: MARTINA GEDECK, ULRICH MUHE, SEBASTIAN KOCH, ULRICK TUKUR, THOMAS THIEME Yapımcılar: QUIRIN BERG, MAX WIEDEMA Senaryo: FLORIAN HENCKEL VON DONNERSMARCK,Görüntü Yönetmeni: HAGEN BOGDANSKI, Prodüksiyon Tasarımı: SILKE BUHR,
Kostüm Tasarımı: GABRIEL BINDER, Kurgu: PATRICIA ROMMEL,Set Dekorasyonu: FRANK NORCH, Müzik: GABRIEL YARED, STEPHANE MOUCHA Tür: POLİTİK DRAMA
Yönetmen: FLORIAN HENCKEL VON DONNERSMARCK
www.chantierfilms.com - http://www.thelivesofothers.com/


BAŞKALARININ HAYATI

Politik gerilim ve hümanist drama “Başkalarının Hayatı”, Glasnost’un ve Berlin Duvarı’nın yıkılışından beş yıl önce 1984 Doğu Berlin’inde başlar ve izleyiciyi iki Almanya’nın birleştiği 1991 yılına kadar götürür. “Başkalarının Hayatı”nda Doğu Almanya’nın çok güçlü gizli polis örgütü Stasi için çalışan Yüzbaşı Gerd Wiesler’in yavaş yavaş oluşan düş kırıklığı anlatılır . Michael Haneke’nin ‘Funny Games’indeki başrolü Costa-Gavras’ın ‘Amen’indeki Dr. Mengele rolüyle tanınan Ulrich Mühe’nin oynadığı Yüzbaşı Gerd Wiesler’in görevi, ünlü oyun yazarı ve sanatçı çift Georg Dreyman (Sebastian Koch) ve Christa-Maria Sieland’ı (Martina Gedeck) gizlice gözetleyip ihbar etmektir.

Kısaca GDR adıyla bilinen eski Demokratik Almanya Cumhuriyeti (Doğu Almanya) hükümeti, çöküşünden beş yıl önce iktidarını ancak son derece acımasız bir kontrol ve gözetleme sistemiyle sürdürebilecek noktaya gelmiştir. Stasi adlı gizli polis servisine bağlı binlerce muhbirin yaptığı ihbarlar sonucunda 17 milyon nüfuslu ülkede 200 bin kişi fişlenerek dosyası tutulmuştur. Hükümetin ve Stasi’nin hedefi, “başkalarının hayatları” hakkında her şeyi bilmektir.

İşine çok bağlı bir Stasi polisi ve uzman sorgu yargıcı olan Wiesler, ünlü oyun yazarı Georg Dreyman’la ilgili kanıt toplama görevini üstlenir. Devlet Güvenlik Kültür Departmanı başkanı Yarbay Anton Grubitz’in (Ulrich Tukur), Dreyman’ın yeni oyununun galasına Wiesler’ı davet etmesiyle birlikte bu görev başlar. Gala gecesine katılanlar arasında Bakan Bruno Hempf de (Thomas Thieme) vardır. Bakan Hempf gala sırasında Grubitz’e başarılı oyun yazarının SED’e sadakatinden kuşku duyduğunu söyler ve geniş boyutlu bir gözetleme operasyonuna onay vereceğini açıklar. Kendi politik geleceğini aydınlatmaya istekli olan Grubitz, insanların tek tek izlenmesini içeren ve “Etkin Prosedür” adıyla bilinen yakın izleme prosedürünü uygulayacağına dair söz vererek operasyonun sorumluluğunu üzerine alır. Öte yandan Wiesler da, Dreyman’ın partiye yeteri kadar sadık olamayacağı konusunda onlarla aynı fikirdedir.

Bu arada Hempf’in Dreyman’ı yönelik güvensizliği sadece politik sebeplerden kaynaklanmamaktadır. Dreyman’ın aktris kız arkadaşı Christa-Maria’nın güzelliğinden gözlerini alamaz. Dreyman’ın dışarıda olduğu zamanlarda evinin her yanı gizli dinleme cihazlarıyla sistematik şekilde dinlenmektedir. Operasyonun farkına varan bir komşusu tehdit edilmek suretiyle susmak zorunda bırakılır. Wiesler gözetleme karargahını Dreyman’ın oturduğu apartmanın çatı katına kurmuştur. Böylece ünlü oyun yazarıyla kız arkadaşının yaşamını dinleme çalışması başlar.

Weisler’ın ilk etaptaki gözlemleri, ülkedeki birçok sanatçının tersine Dreyman’ın GDR’ye karşı herhangi bir saygısızlık belirtisi göstermediği şeklindedir. Ancak kız arkadaşı Christa-Maria’nın Bakan Hempf tarafından cinsel ilişkiye zorlandığını keşfetmesiyle birlikte Dreyman’ın durumu yavaş yavaş değişmeye başlar. Tiyatro yönetmeni yakın dostu Albert Jerska’nın (Volkmar Kleinert), hükümetin gayrı resmi “kara listesinde” yedi yıl kaldıktan sonra intihara sürüklenmesi üzerine Dreyman, GDR’ye karşı daha fazla sessiz kalamaz. Doğu Almanya’daki yaşam koşulları hakkında dış dünyayı alarma geçirmeye kararlıdır. Bu konuyla ilgili olarak Batı Alman dergisi Der Spiegel’de bir yazı yayınlatmak için harekete geçer. Bu yazıyı yayınlatmayı başarabildiği takdirde Doğu Almanya’daki baskıcı rejim altında intiharların çok yüksek düzeylere ulaştığını gözler önüne serebilecektir.

Dreyman’ın tüm faaliyetlerini gözetlemekte olan Wiesler, sonunda onu mahvetmek için ihtiyaç duyduğu bilgiye ulaşmıştır. Dreyman’ın girişimlerini başarısızlığa uğrattığı takdirde ülkesine hizmetini yapmış olacaktır. Ancak Wiesler’in duygusuz, soğuk ve hesapçı yüzünde erozyon belirtileri başlar. Dreyman ile Christa-Maria’nın yaşamını saniye saniye gözetlerken beklenmedik bir gelişme olmuş, onların dünyasına doğru çekilmeye başlamıştır. Bu da Doğu Almanya adına yaptığı ajanlık faaliyetini sorgulamaya başlamasına yol açar. Sevgi, edebiyat ve özgür düşünceyle dolu “başkalarının yaşamlarına” burnunu sokarken kendi varoluşunun yetersiz ve eksik yanlarının farkına varmıştır.

Doğu Almanya aleyhtarı yazının yayınlanmasıyla birlikte hükümet yetkililerinde sıkıntı baş gösterince Grubitz’ten bu yazıyı kaleme alan yazarın kimliğini bulması istenir. Baş şüphelilerden birisi Dreyman’dır ama Grubitz çok güvendiği yakın dostu Wiesler’in bu girişimi önlemekte başarısız kalabileceğine inanmak istememektedir.

Bu arada Christa-Maria’nın uyuşturucu bağımlısı olduğunu keşfeden Hempf, genç kadına baskı yaparak Der Spiegel’deki makalenin yazarının Dreyman olduğunu itiraf etmeye zorlar. Ancak Dreyman’ın apartman dairesinde yapılan aramada herhangi bir suç kanıtına rastlanmaz. Weisler’in bir şeyleri gizlediğine ikna olan Grubitz, Der Spiegel’deki makale ile Dreyman arasındaki bağlantıyı ortaya koyacak bir ipucu bulmak amacıyla Christa-Maria’yı sorgulamasını emreder.

Makalenin kaynağı hakkında her şeyi bildiği halde bu bilgiyi üstlerine kasten ulaştırmayan Wiesler artık kendi gerçek yerinin nerede olduğu konusunda bir karar vermek zorundadır. Sorgulama sırasında gerekli bilgiyi Christa-Maria’dan alamadığı takdirde Stasi’deki seçkin kariyerinin sona ereceğine kuşku yoktur. Bu bilgiyi almayı başarırsa Dreyman’ın kaderiyle oynayacaktır.

1991’de, Berlin Duvarı’nın yıkılışından iki yıl sonra eski-bakan Hempf ile bir görüşme yapan ve bir zamanlar Stasi tarafından gözetlendiğini öğrenen Dreyman, hayatının en acımasız uyanışlarından birisini yaşayacaktır. Bunu öğrendikten sonra evinde yaptığı bir araştırmada duvar kağıtlarının altına gizlenmiş kablo ve mikrofonlar bulur. Büyük kuşkuya kapılarak araştırmasını derinleştirince kendi geçmişiyle ilgili çok farklı gerçekleri keşfeder. Öğreneceği bu gerçekler Dreyman’ın hayatında derin ve kalıcı etkiler bırakmaklakalmayacak, aynı zamanda şok edici itiraflar karşısında şaşkınlığa sürüklenecektir.

mkaya
08-03-2007, 22:06
Yönetmen’in Yorumu

İki Almanya’nın birleşmesinden sonra üretilen Alman filmlerinde eski Doğu Almanya’nın portresi genellikle komik veya dokunaklı şekilde çizildi. Annemle babamın Doğu’dan gelmiş olması nedeniyle çocukken arkadaşlarımı ve akrabalarımı ziyaret etmek için sık sık Doğu Almanya’ya giderdim. Baba tarafından kuzenlerimden birisi, Doğu Almanya Devlet Başkanı ve iktidardaki Sosyalist Birlik Partisi’nin lideri Erich Honecker’in protokol başkanıydı. Tanıdığım diğer insanlar normal işlerde çalışıyordu. Doğu Almanya’daki rejimin sonunun yaklaştığı günlerde hepsinin gözlerinde korkuyu okumak mümkündü. Kısaca Stasi olarak bilinen Devlet Güvenlik Örgütü’nün korkusu, tek görevleri “Başkalarının Yaşamlarını” izlemek olan 100.000 eğitimli devlet görevlisinin korkusu herkeste vardı.

Stasi görevlileri kendilerinden farklı düşünen; özgür ruha sahip olan, hepsinden önemlisi de sanat alanında çalışan insanların yaşamlarını izliyordu. Hayatın her anı kaydediliyordu. İnsanların hayatında özel alan veya kutsal yaşam diye bir kavram kalmamıştı. Her ailenin her üyesi takip altındaydı.
Hohenschonhausen’de (Stasi’nin gözaltı merkezinin bulunduğu yer) hapse atılan veya taciz edilen Stasi kurbanlarıyla görüşmeler yaptım. “Gayrı resmi ajanların” faaliyetleriyle ilgili sorular sordum. Bu konu üzerinde çalışmış belgesel film yapımcılarıyla konuştum.

Bu filmdeki her karakter, gündelik hayatımızda yüz yüze olduğumuz soruları sorar: İktidar ve ideoloji gibi kavramlarla ilişkimiz nasıl olmalıdır? Prensiplerimizi veya duygularımızı izleyebiliyor muyuz?
Her şeyden önemlisi, “Başkalarının Hayatı” ne kadar yanlış yollara girmiş olursa olsun insanoğlunun doğruyu yapma yeteneği üzerine bir hümanist dramadır.

--- Florian Henckel von Donnersmarck


GDR (Demokratik Almanya Cumhuriyeti) 1949 – 1989

Almanya Sosyalist Birlik Partisi (SED) iktidarı, Marksist – Leninist düşünce temelinde sınıflar savaşı temelinde biçimlendirilmişti. Sosyalist Birlik Partisi’nin çeşitli plan, program, direktif ve açık kısıtlamalar biçiminde şekillenen “kendi halkından” beklentileri, politik suç yasası gibi sonuçları da beraberinde getirmişti.

İnsanın bireyselliğinin kökünden kurutularak yok edilmesi kavramı, Devlet Güvenlik Bakanlığının “başkaları” şeklinde bir kategorilendirme yapması sonucunu getirdi. Böylece “başkaları” olarak adlandırılanlar gözaltına alınarak, sorgulanarak, sürekli izlenip gözetlenerek düşmanlık duyulan objelere dönüştürüldü. Kısaca “Stasi” olarak bilinen örgüt, SED diktatörlüğünün baskıcı yapısını güçlendirmek için tasarlanan gizli bir araçtı.

Doğu Almanya’da tutuklanmış olmak, düşman olmanın ve negatif “unsur” olmanın kanıtıydı. Stasi örgütü, parti programını “başkalarının yaşamlarıyla” aktif ve tehdit edici şekilde ilgilenmek şeklinde anlamıştı. Partinin beklentilerini karşılamayanları radikal olarak değiştirmek amacıyla onları sürekli izliyor, istediği anda gözaltına alıyordu.

Stasi’nin ana gözaltı merkezi Berlin’in Hohenschönhausen bölgesindeydi. Genç sorgu uzmanlarına ise Potsdam-Eiche’daki Stasi College’de eğitim veriliyordu. Kuşku duyulan bireylerin en yüksek düzeyde gözetlenip izlenmesinin dizayn edilmesinde “Etkin Prosedür” kullanılıyordu. (Başkalarının Hayatı’nda da “Etkin Prosedür”ün hedefi durumunda olan kişi, oyun yazarı Georg Dreyman’dır.)

İki yıl hapis cezası gerektiren tipik “sisteme yönelik saldırı” örneklerinden birisi, “sınırın illegal yollardan geçilmesiydi. Hatta “cumhuriyeti terk etmeyi / firar etmeyi” planlamak veya denemek bile cezalandırılan bir suçtu. Almanya içindeki sınırın ve Berlin Duvarı’nın takviye edilerek güçlendirilmesi sonucunda Batı’dan gelen ajanların ülkeye girişi zorlaştırıldı. Doğu Almanya vatandaşlarından birisinin “yurtdışına” çıkışına katkıda bulunan herkes, sekiz yılı bulan hapis cezası tehdidi altındaydı.

Tamamen gözetim altında bir ülke olan Doğu Almanya’da SED’in geliştirdiği tüm toplumun kapsamlı şekilde gözetlenip takip edilmesi şeklindeki saplantılı projesinde Stasi’nin 91.000 memurundan 13.000’i sürekli ajanlık yaparken 170.000 kişilik gayrı resmi memurlar ordusunu kontrol altında tutarak gerekli görülen herkesi izlemesini sağlıyorlardı.

--- Manfred Wilke
(Profesör Manfred Wilke, Berlin’deki Free University’e bağlı SED Rejimini Araştırma Komitesi’nin Lankwitz Bölümü Başkanıdır ve “Başkalarının Hayatı”nda tarihsel danışman olarak görev yapmıştır.)

YÖNETMEN FLORIAN HENCKEL VON DONNERSMARCK İLE SÖYLEŞİ

Bu projenin kökenleri neydi? Kendi kişisel deneyimlerinizi temel aldınız mı?

Geride kalan yıllar boyunca bu filmi yapmama yol açan iki şey vardı. Bunlardan birincisi, Doğu Berlin ve Doğu Almanya’ya yaptığım ziyaretlerle ilgili çocukluk anılarım. Sekiz dokuz yaşımdayken Doğu Almanya’daki yetişkinlerin korkusunu ilginç ve heyecan verici bulurdum. Annemle babam sınırı geçtiklerinde korkarlardı. Her ikisi de Doğu’da doğmuş olduğu için polis onları daha da yakından kontrol ederdi. Doğu Almanya’daki arkadaşlarım da, onlarla konuştuğumuzu birisi gördüğü zaman çok korkarlardı. Küçük yaşlarda edindiğim bu deneyimler olmasaydı bu filmi yaparken doğru yaklaşımı bulmakta zorlanırdım.

Film okulundayken gördüğüm ve hiç unutamadığım bir görüntü vardı. Bomboş bir odada oturan bir adamın yakın plan görüntüsüydü bu… Kulaklıklar takmış olan bu adam aslında dinlemek istemediği halde güzel bir müzik dinliyordu. O adam rüyalarımda hiç peşimi bırakmadı ve yıllar içinde gelişerek Yüzbaşı Gerd Wiesler karakterine dönüştü.

Bu film için çok yoğun bir araştırma yaptınız. Nasıl ve nerelerde?

Araştırmalar dört yıl sürdü. Geçmişin ruhunu hala hissedebileceğim birçok yere gittim. En önemli mekanlardan birisi, Normannenstrasse’de eskiden Devlet Güvenlik Bakanlığı olan Hohenschönhausen Memorial oldu. Eski Stasi karargahı da oradaydı. Günümüzde burası, Birthler Bürosu ve arşivleri olarak bilindiği gibi aynı zamanda Araştırma Merkezi adıyla da bilinir.

Bazen mekanlar da duyguları depolayabilir. Bu yüzden oralara yaptığım ziyaretler bana kitaplarda okuduğumdan ve belgesellerde izlediğimden daha fazlasını verdi. Bununla beraber en belirleyici olanı hiç kuşkusuz Değerlendirme ve Kontrol Grubu “HA XX” (Stasi casuslarının kod isimleri) Başkanı olan Stasi Yarbayı Wolfgang Schmidt’ten edindiğim gözlem ve tanıklıklardı. Ayrıca Stasi casuslarından ve hayatlarının iki yılını Stasi gözaltı merkezlerinde geçirmiş insanlardan da önemli bilgiler aldım.

Tarihi konularda birkaç uzmana danışmam gerektiği söylendi. Bunlar arasında eski Sosyalist Birlik Partisi rejiminin Araştırma Komitesi Başkanı Prof. Manfred Wilke, Normannenstrasse’deki Araştırma Ajansı’nın Başkanı Jörg Drieselmann ve Stasi Yarbayı Wolfgang Schmidt gibi isimler vardı.

Mümkün olduğunca farklı perspektifler almaya ve birbirine karşıt öyküler dinlemeye özen gösterdim. Sonuçta o çağla ve problemleriyle ilgili olarak çok belirgin duygular elde etmem gerektiğini hissediyordum. En son ve en önemli unsur ise beraber çalıştığım aktörler ve teknik ekipler tarafından sağlandı. Çoğunun Doğu’dan gelmiş olması nedeniyle kendi kişisel deneyim ve bakış açılarını getirmişlerdi.

Örneğin Yüzbaşı Gerd Wiesler’i oynayan Ulrich Muhe, Berlin Duvarı’nın yıkılışından sonra kendi geçmişiyle ilgili birtakım bilgilere ulaşmıştı. Stasi kurbanları arasında yer alan Ulrich Muhe, 1980’lerde o yıllardaki karısı tarafından ihbar edildiğini öğrendi. Stasi görevlileri ile düzenli olarak buluştuğu ve Almanya’nın en iyi aktörlerinden birisi olan Muhe ve diğer aktörler hakkında topladığı bilgileri Stasi’ye verdiği ortaya çıktı. Ancak kadın tüm iddiaları reddederek Stasi’yle ilgisi olmadığını, dosyalarda kendi isminin kullanıldığını öne sürdü. Hatta iddiaları detaylandıran kitabın yayınını engellemeye çalıştığı için uyarı aldı. İddiaların boyutu çok büyüktü. Stasi ile ilişkisini detaylandıran 254 sayfalık dosyalarda Stasi için 10 yıl boyunca muhbirlik yaptığı yer alıyordu.

Bakan rolünde kamera karşısına geçen Thomas Thieme, 1980’li yıllarda Doğu Almanya’yı terk etmişti ama ülkesinden ayrılmak için başvuru yaptığı andan itibaren hayatı cehenneme dönmüştü. Tiyatro yönetmeni Albert Jerska rolünde oynayan Volkmar Kleinert’tan Stasi için muhbirlik yapması istenmişti. Bana anlattığına göre Stasi ile işbirliği yapmayı kabul etmediği takdirde kariyerinin olmayacağı söylenmişti. Randevu verilen saatte kendisini telefonla arayıp kararı sorulduğunda Kleinert “Hayır!” diye bağırarak telefonu kapatmıştı. Stasi onu bir daha aramamış, sonuçta Doğu Almanya’nın en önemli aktörlerinden birisi olmayı başarmıştı.

Filmimizdeki bir diğer aktör olan Charly Hubner, filmin galasına babasını davet etti. Gala sırasında çekilen fotoğraflar basında yayınlandı. Bu fotoğrafları gören birçok insan, Charly Hubner’in babasının Stasi görevlisi olduğunu tespit etti. 20 yıl içinde sakladığı sırrın aniden ortaya çıkmasıyla adamcağız aslında bir anlamda özgürleşmişti. Şimdilerde artık kapı kapı dolaşarak eskiden zarar verdiği insanlardan özür dilediğini duyuyoruz.

Diğerleri için de, yaptığım araştırmalar ve çekim süreci iki Almanya’nın birleşmesinden 14 yıl sonra birçok şeyi ilk kez konuşma fırsatı sağladı. Bazı yaraların iyileşmesi bazen gerçekten uzun zaman alabiliyor.

Karakterler veya olaylar için belirli modeller var mıydı?

Filmdeki karakterler, gerçek yaşamdaki birçok figürün birleştirilmesiyle elde edildi. Bu yüzden filmi izleyecek olanlar, şu veya bu karakteri tanıyabilecek. Ancak bu çalışma, “gerçek kişi veya yerlerin uydurma isimlerle gösterildiği roman” olmadığı gibi “gerçek kişi veya yerlerin uydurma isimlerle gösterildiği bir film” de değildir. Karakterler ve olaylarla ilgili bazı belirli detaylar bilerek devre dışı bırakıldı. Örneğin Hempf belirli bir makamı / mevkisi olmayan bir bakandır. Bence asıl önemli olan, tarihsel detaylar içinde kendimi kaybetmemek, gerçek insanlar üzerine bir öyküyü duygusal bir bakış açısıyla anlatmaktır.

Eski GDR (Doğu Almanya) mekanlarında yapılan çekimlerden bahseder misiniz?

Gerçekçilik arayışımız bizi mümkün olduğunca özgün mekanlarda çekim yapmaya götürdü. Seçtiğimiz mekanlar arasında Normannenstrasse’deki eski Stasi karargahı da vardı. Burası SED (Sosyalist Birlik Partisi) rejimi yıllarında en çok korkulan adresti. Yarbay Anton Grubitz rolündeki Ulrich Tukur’la ilgili sahneler orada çekildi. Grubitz’in ofisi ile Stasi patronu Mielke’nin ofisi arasında direkt bağlantı vardı. Bu ofislerdeki mobilyalar orijinal şekliyle muhafaza edilmişti. Çok özel bir zaman ve stili –heyecan verici ve baskıcı - temsil eden tipik ahşap panelleriyle bu ofislerin özgün bir görünümü vardı.

Bu prodüksiyonun bir başka özelliği de, eski Stasi karargahının orijinal dosya arşivlerinde çekilmesine izin verilen ilk ve tek film olmasıdır. Bu konuda Eski Doğu Almanya Devlet Güvenlik Servisi’nin Dokümanlarından Sorumlu Federal Yönetim Başkanı Marianne Birthler’in özel iznini aldık. Bu arşivlerde çok geniş kapsamlı mekanik dosyalama sistemi vardı. Filmin çekimleri tamamlandıktan sonra bu dosyalama sistemi yeniden yapılandırılarak dijital ortama aktarıldı. Veriler korundu ama dosya ve dokümanların bulunduğu yerler artık filmde göründüğü şekliyle mevcut değil.

Ses düzeni, set tasarımı ve renk şemaları konusundaki yaklaşımınız nasıldı?

Doğu Berlin atmosferini o günkü haliyle yakalamak için dijital kayıt yerine analog kayıt yöntemine başvurduk. Buradaki amacımız Doğu Berlin’in “indirgenmiş sakinlik” duygusu veren havasını yansıtmaktı. Renk şemaları konusunda set tasarımcısı Silke Buhr ile ikimizin belirli bir fikri vardı. Onun, eski Doğu Almanya’nın bazı renk ve formatlardan kurulu kendine özgü bir dünyası var. Örneğin araba ve kumaşların renkleri, genellikle solgun ve doymamış renklerden oluşuyordu. Doğu Almanya’da maviden çok yeşil renk egemen olduğu için mavileri tamamen devre dışı bıraktık. Ayrıca kırmızıdan çok turuncu renk olması nedeniyle kırmızıları yok ettik. Doğu Almanya’daki yaşam tarzını mümkün olduğu kadar otantik şekilde yansıtmak amacıyla kahverengi, bej, turuncu, yeşil ve gri gibi renklerin belirli tonlarını kullandık.

Doğu Almanya’nın bir başka özelliği de bomboşluk ve sessizlik duygusunun hakim olmasıydı. Doğu Berlin caddelerini çekerken o yıllarda olduğu şekliyle neredeyse bomboş olarak çektik. Almanca’da “Kneipe” olarak bilinen pub neredeyse bomboştur. Stasi görevlilerin yiyip içtiği kantinin sade, gösterişsiz ve sıradan bir görüntüsü vardır.

Wiesler’in yaşadığı ve “plattenbau” olarak adlandırılan apartman dairesine gelince… 70’li yıllarda komünistler tarafından inşa edilen ve her anlamda ev duygusu vermekten uzak çok katlı apartman bloklarındaki dairelerden birisi. Dreyman ile kız arkadaşının yaşadığı Altbau semtindeki büyük odalı, yüksek tavanlı ve ahşap döşemeli tipik Berlin apartman dairesini gözetlemeye başladıktan sonra Wiesler’in dünyasında açılım ve genişlemeler başlar. O apartmanın çatı katını dinleme noktası olarak kullandığı andan itibaren dünyaya bakış açısının değişmeye başladığını yansıtmak istedim.

Bu filmi yaparken aşırı miktarda Doğu Almanya dekoru kullanmak istemedik. Benim düşünceme göre, set tasarımları, aktörlerin duygularının kusursuz altyapısı işlevi sağlamalıydı. Ne çok fazla, ne çok az… İzleyicinin karakterlerle duygusal bağlantı kurmak yerine tek tek dekorları düşünmeye başlamasını istemedim.

mkaya
08-03-2007, 22:08
Filmin müziklerini bestelemesi için Oscar ödüllü besteci Gabriel Yared’i kadroya almayı nasıl başardınız?

Oldukça zaman aldı ama cevap olarak “hayır”ı asla kabul etmedim. Film okulundaki bitirme projemi “The Talented Mr. Ripley” üzerine yazmıştım ki, bildiğiniz gibi o filmin müziklerini Gabriel Yared bestelemişti. “The Talented Mr. Ripley”in daha iyi anlaşılmasında müzik boyutunun önemli payı olduğunu düşünüyordum. Sonunda randevu isteğimi kabul edinceye kadar Gabriel’e ısrarlı şekilde yazmaya devam ettim. Ana dili Fransızca olduğu için ilk etapta senaryonun çevirisini ona verdim. Paris ve Londra’da birkaç görüşme yaptık. Senaryoyla gerçekten ilgilenmeye başladı.

Gabriel Yared’in çalışma yöntemi, filmin senaryosunun yazım aşamasında müzikleri bestelemektir. Bu proje üzerinde beraber çalışmak amacıyla Londra’da üç kez bir araya geldik. Örneğin, Dreyman’ın çaldığı “Sonata for a Good Man”i çekimlere başlamadan önce besteledi. İşin ilginç yanı, Dreyman rolünde oynayan Sebastian Koch’un, bu karakteri nasıl oynaması gerektiğini ancak müzik ortaya çıktıktan sonra anlamaya başladığını itiraf etmesiydi. Bu da Gabriel’in yönteminin işe yaradığını gösteriyordu. Filmin müziklerinin kaydı Çek Cumhuriyeti’nin başkenti Prag’da yapıldı. Dünyanın en iyi orkestralarından birisi olarak kabul edilen Prag Senfoni Orkestrası tarafından yorumlandı.

OYUNCU KADROSU

Martina Gedeck (Christa-Maria Sieland)

Münih’te dünyaya gelen ödüllü oyuncu Martina Gedeck, Almanya’nın en ünlü kadın oyuncularından birisi. Öğrenimini drama eğitimi aldığı Berlin’deki Free University’de yaptıktan sonra Almanya’nın çeşitli kentlerinde sahne kariyerini geliştirdi. 1990’lı yılların başlarından itibaren “Maybe, Maybe Not”, “Talk of the Town”, “Life Is All You Get” ve “Rossini” gibi filmlerle genç kuşak Alman sinemasının değişmez oyuncularından oldu. Sonuncusuyla Almanya’nın Oscar’ları kabul edilen iki Lola Ödülü aldı.

Uluslararası alanda en büyük çıkışını “Mostly Martha” adlı filmle yaptı. Bu filmdeki rolüyle 2002 yılında en iyi kadın oyuncu dalında Alman Film Ödülü’nün sahibi oldu. Dört yıl sonra, Berlin Uluslararası Film Festivali’nin yarışmalı bölümündeki “The Elemantary Particles” adlı filmdeki rolüyle en iyi yardımcı kadın oyuncu kategorisinde aynı ödüle yeniden aday gösterildi.

“Başkalarının Hayatı”ndan bu yana, Fransız yönetmen Francis Girod’un “A Perfect Friend” adlı filminin de yer aldığı çeşitli Avrupa filmlerinde çalıştı. Martina Gedeck’in gelecekteki projeleri arasında Oscar ödüllü Marleen Gorris’in yeni filmi “Within the Whirlwind” yer alıyor. Bu filmde 1937 yılında Gulag takım adalarına sürgüne gönderilen Rus kadın yazar Eugenia Ginzburg’u canlandıracak.
Oyunculuk kariyerinin yanı sıra 2004 yılında Berlin Uluslararası Film Festivali’nde jüri üyesi olarak görev yaptı.

Ulrich Mühe (Gerd Wiesler)

Almanya’nın en başarılı aktörlerinden birisi olan Ulrich Mühe, 1953 yılında eski Doğu Almanya sınırları içindeki Grimma kasabasında dünyaya geldi. 1975’te Leipzig’de oyunculuk eğitimine başlamadan önce inşaat işçisi olarak çalıştı. Daha sonra Deutsches Theater’a katıldı ve oradaki çalışmasıyla başarılı bir sahne aktörü olarak ünlendi. 1989 yılında Bernhard Wicki’nin “Spider’s Web” adlı çalışmasında sinemaya adım atmadan önce çok sayıda Doğu Alman filmi ve televizyon prodüksiyonunda boy gösterdi.
İki Almanya’nın birleşmesinden sonra ünlü Alman yönetmen Michael Haneke’nin yönettiği “Benny’s Video”, “Funny Games” ve “The Castle” adlı filmlerde önemli roller aldı. Daha sonra Costa-Gavras ona “Amen” adlı çalışmasında ünlü toplama kampı doktoru Mengele rolünü verince o filmdeki performansıyla eleştirmenlerin övgüsünü kazandı. “Başkalarının Hayatı”nda üstlendiği Yüzbaşı Gerd Wiesler rolüyle en iyi aktör dalında Almanya’nın Oscar eşdeğeri kabul edilen Lola Ödülünü kucakladı.

Sebastian Koch (Georg Dreyman)

1962 yılında Almanya’nın Karlsruhe kentinde dünyaya gelen Sebastian Koch, Münih’teki ünlü Otto Falckenberg Okulu’nda eğitim gördü. Film ve televizyon dünyasına girmeden önce başarılı bir tiyatro aktörü olarak ilk adımlarını attı. Televizyonda üstlendiği rollerle çeşitli ödüller kazandı. 2002 yılında ise aynı yıl içinde çeşitli rolleriyle iki tane Alman Emmy Ödülü kazanan tek aktör oldu.

2004 yılında BBC televizyonunda ekrana gelen Heinrich Breloer’in “Speer and Hitler: The Devil’s Architect” adlı üç bölümlü belgesel-drama da Nazi mimar Albert Speer’in portresini çizdi. Son dönem oynadığı filmler arasında Roland Suso Richter’in yönettiği ve 1961 yılında Batı’ya kaçan bir grup Doğu Alman’ın gerçek öyküsünü anlatan “The Tunnel” ile Costa-Gavras’ın yönettiği ve “Başkalarının Hayatın”ndaki rol arkadaşı Ulrich Muhe ile beraber oynadığı “Amen” yer alıyor. En son filmleri arasında tüm eleştirmenlerden beğeni toplayan Paul Verhoeven’in 2. Dünya Savaşı gerilim filmi “Black Book” var.

Ulrich Tukur (Anton Grubitz)

1957 yılında Viernheim’de dünyaya gelen Ulrich Tukur, oyunculuğa başlamadan önce akordeon sanatçısı ve şarkıcı olarak çalıştı. 1982 yılında Michael Verhoeven’in “The White Rose” adlı filmindeki rolüyle sinemaya ilk adımını attı. “The White Rose”un yanısıra Baader-Meinhof çetesine bağlı ünlü terörist Andreas Baader’in hayatını oynadığı “Stammheim”; “The Comedian Harmonists”, “Bonhoeffer – Agent of Grace”; Istvan Szabo’nun “Taking Sides” ve Costa-Gavras’ın 2002 yapımı “Amen”adlı filmlerinde kamera karşısına geçti. Ayrıca Steven Soderbergh’in yönettiği “Solaris”te George Clooney ve Natascha McElhone’in karşısında oynadı.

Ulrich Tukur’un gelecekteki projeleri arasında Oscar ödüllü yönetmen Marleen Gorris’in yeni filmi “Within the Whirlwind” yer alıyor. O filmde “Başkalarının Hayatı”ndaki rol arkadaşı Martina Gedeck ile beraber oynayan Tukur, yakında Helma Sanders-Brahms’ın imzasını taşıyan ve 19. yüzyıl bestecileri Clara ve Robert Schumann’ın yaşam öyküsünü anlatan “Clara” adlı filmde Robert Schumann’ı oynayacak. Clara Schumann rolünde ise Isabelle Huppert kamera karşısına geçecek.

Ulrich Tukur, “Başkalarının Hayatı”nda oynadığı Yarbay Anton Grubitz rolüyle en iyi aktör dalında Lola Ödülünün (Oscar’ın Almanya’daki eşdeğeri) sahibi oldu.

KAMERA ARKASI BİYOGRAFİLERİ

Florian Henckel von Donnersmarck (Yönetmen, Senaryo)

1973’te Almanya’nın Köln kentinde dünyaya gelen Florian Henckel von Donnersmarck’ın çocukluk ve ilk gençlik yılları New York, Berlin, Frankfurt ve Brüksel’de geçti. Şimdiki adı St. Petersburg olan Leningrad Ulusal IS Enstitüsü’nde Rusya Etüdleri eğitimi aldıktan sonra Oxford Üniversitesi’ne kayıt yaptırarak politik bilim, felsefe ve ekonomi öğrenimi yaptı.

Daha sonra film kariyeri üzerinde odaklanmaya karar vererek Richard Attenborough’un “Love and War” adlı çalışmasında prodüksiyon asistanlığı yaptı. Münih Film ve Televizyon Akademisi’nde yönetmenlik sınıfına kabul edildi. Bu okulda öğrenim görürken çok sayıda ödüllü kısa filme yönetmen ve senaryo yazarı olarak imzasını attı.
İlk uzun metrajlı filmi olan “Başkalarının Hayatı”ndaki çalışmasıyla en iyi film, en iyi yönetmen ve en iyi senaryo yazarı kategorilerinde üç tane Lola ödülü kazandı.

Hagen Bogdanski (Görüntü Yönetmeni)

1965 yılında dünyaya geldiği Berlin’de sanat ve fotoğrafçılık eğitimi aldı. Öğrenimini tamamladıktan sonra görüntü yönetmeni asistanı olarak çalıştı. Kısa sürede Alman film ve televizyon endüstrisinin önde gelen görüntü yönetmenlerinden birisi oldu. Kodak İlerleme Ödülünü iki kez kazanan Hagen Bogdanski, “Başkalarının Hayatı”ndaki çalışmasıyla da Oscar’ların Almanya’daki eşdeğeri olarak kabul edilen Lola Ödülünü en iyi görüntü yönetmenliği dalında kazandı.

Gabriel Yared (Müzik)

Oscar ödüllü ünlü besteci Gabriel Yared, 1949 yılında Beyrut’ta dünyaya geldi. Kariyerine Jean-Luc Godard’ın “Every Man For Himself” adlı çalışmasında başladıktan sonra 80’in üzerinde film müziği hazırlayarak film endüstrisinin en çok aranan bestecilerinden birisi oldu. “The English Patient”, “The Talented Mr. Ripley” ve “Cold Mountain”da Anthony Minghella ile işbirliği yaptı. Robert Altman’ın “Vincent and Theo”, Jean-Paul Rappeneau’nun “Bon Voyage” ve Jean-Jacques Beineix’in “Betty Blue” adlı çalışmaları için besteler hazırladı.

“The English Patient” için hazırladığı müziklerle en iyi özgün müzik dalında Oscar ve Altın Küre ödülü, “Cold Mountain”deki çalışmasıyla İngiliz Akademi Ödülü (BAFTA) ödülü kazandı. Ayrıca Jean-Jacques Annaud’un “L’Amant” adlı filmindeki besteleriyle de Fransa’nın Oscar eşdeğeri kabul edilen César ödülünün sahibi oldu. “Cold Mountain” ve “The Talented Mr. Ripley” için yaptığı müziklerle ikişer kez Oscar ve Altın Küre adaylığı aldı. Son dönemde Anthony Minghella ile bir kez daha çalışarak yönetmenin en son filmi “Breaking and Entering”in müziklerini hazırladı.

mkaya
08-03-2007, 22:12
fragmanı için tıklayınız (http://www.sonyclassics.com/thelivesofothers/)