Tüm Versiyonu (Orjinalini) Göster : “Adem’in Trenleri”“Adam & The Devil”
http://img227.imageshack.us/img227/3733/ddvm0.jpg“Adem’in Trenleri”
“Adam & The Devil”
Gösterim Tarihi: 02 Mart 2007
Dağıtım: Kenda Film
PROMETE FİLM
Sunar / Presents
PROMETE FİLM & İSTİSNAİ FİLMLER
ORTAK YAPIMI / CO-PRODUCTION
Supported by
T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI
ve
TCDD
KATKILARIYLA…
Nurgül Yeşilçay
Cem Özer
Derya Alabora
Erkan Taşdöğen
Atıf Emir Benderlioğlu
Ezel Akay
Asuman Dabak
Hakan Bilgin
Ümit Çırak
Veysel Diker
Münire Apaydın
Yıldız Kültür
Turhan Özdemir
Güner Özkul
ve
Fıratcan Aydın “Adem”
Zeynep Deniz Özbay “Fatmacık”
Oyuncu Seçimi / Casting by
HARİKA UYGUR
Sanat Yönetimi / Art Direction
NEZİH DİKİŞOĞLU
Ses Tasarımı / Sound Design
TAYLAN OĞUZ
Müzik / Music
ENDER AKAY (Kedi Müzik)
SUNAY ÖZGÜR (Kedi Müzik)
Kurgu / Editing
AYLİN ZOİ TİNEL
Görüntü Yönetmeni / Director of Photography
PETER STEUGER
Yardımcı Yapımcılar / Associate Producers
ZERRİN TEKEREK
FİGEN ERMEK ÖZÇORLU
ECE ÖZBEK
Yazan / Written by
İSMAİL DORUK (SENARYO STÜDYOSU)
Genel Yapım Sorumluları / Executive Producers
CENGİZ ERGUN (Promete Film) - EZEL AKAY(İstisnai Filmler)
SAMİ DÜNDAR-UFUK AHISKA-ERCAN AVCI (İstisnai Filmler)
Yapımcılar / Producers
CENGİZ ERGUN-OZAN ERGUN (Promete Film)
METİN SOLTAY-SERKAN ÇAKARER (İstisnai Filmler)
Yöneten / Directed by
BARIŞ PİRHASAN
“Kimi insan kendi günahlarını taşır,
kimileri de başkalarının günahlarını…”
http://farm1.static.flickr.com/171/383766956_5b9c004213.jpg?v=0Başrollerini Cem Özer ve Nurgül Yeşilçay’ın paylaştıkları ‘Adem’in Trenleri’, 2 Mart’ta izleyiciyle buluşuyor.
Küçük bir tren istasyonu çevresinde yaşayan insanların arasında, bir çocuğun; Adem’in gözüyle, insani değerler yeniden sorgulanıyor. Yönetmenliğini Barış Pirhasan’ın üstlendiği ‘Adem’in Trenleri’, Türk sinemasının klasikleri arasına ismini yazdırmaya aday bir yapım olarak gösterime giriyor.
Filmde, Nurgül Yeşilçay ve Cem Özer’in yanı sıra, Derya Alabora, Asuman Dabak, Turan Özdemir, Erkan Taşdöğen, Veysel Diker, Hakan Bilgin, Güner Özkul, Münire Apaydın ve Ezel Akay gibi ünlü isimler rol alıyor. Çocuk oyuncular ise, Fıratcan Aydın ve Zeynep Deniz Özbay.
Manisa Karaağaçlı’da geçen Ramazan ayında çekimleri tamamlanan ‘Adem’in Trenleri’, bir Promete Film ve İstisnai Filmler ortak çalışması. İzleyici karşısında, teknik özellikleriyle de iddiasını koruyan filmin görüntü yönetmeni ise ödüllü bir isim: Peter Steuger.
Yaşanmış bir olaydan yola çıkarak sinema perdesine aktarılan film; “Günah ve sevap nedir? İnsan ne zaman iyilik, ne zaman kötülük etmiş olur? Merhamet, nefsini terbiye, erdem ne demektir?” gibi sorgulamalara davet ediyor.
Filmin Konusu
Küçük bir tren istasyonunda, yaşamlarının kıyısından trenler geçen insanların arasında, bir çocuğun; Adem’in gözüyle, değerlerin yeniden sorgulandığı bir film.
Hasan Hoca, kirletilip yüklüyken terk edilmiş Hacer’i, ailesinin zulmünden korumak için nikahına alır. Ona hiçbir zaman el sürmez. Bunun Allah’ın kendisine bir sınavı olduğunu kabul eder ve birgün Hacer’in ‘sahibine’ döneceğine inanır.
Hoca, onca yoksulluğuna rağmen Hacer’e ve dünyaya getirdiği Fatmacık’a karşılık beklemeden yıllarca bakar.
Ve Hasan Hoca’nın bir Ramazan günü, Manisa’nın uzağındaki birkaç hanelik küçük tren istasyonu olan Karaağaçlı beldesine imam olmasıyla herşey değişir…
Necip ile Şükran’ın oğlu Adem, Hasan Hoca ve ailesinin gelişiyle karmaşık bir hikayenin ortasında bulur kendini.
Önce bu ailenin yıllarca gizledikleri sırrına tanık olur. Sonrasında yaşananlar ve tesadüfler ise, aslında herkesin bir sırrı olduğunu ortaya çıkartır. Küçücük istasyonda gizlenenler döner dolaşır Adem’i bulur da, kendisi hakkındaki büyük sırdan habersiz yaşar.
Trenler, şeytanlar, melekler, cennet, cehennem, hepsi birbirine karışır. Günah da, sevap da…
Emek Verenlerden Görüşler…
Cengiz Ergun (Yapımcı–Promete Film)
Demiryolu hikâyelerini hep sevmişimdir. Hep heyecanlandırırlar beni...
Bunun nedeni trenlerin bana çocukluğumun en güzel günlerini anımsatmasıdır.
1947’de babamın öğretmenlik yaptığı Kömür İşletmesi’ndeki lojmanımızın önünden, Şeker Fabrikası’na pancar taşıyan trenlerle, amele trenleri, yük trenleri, posta trenleri geçerdi. İşletmenin istasyonunda kısa süreli duran bu trenlerin vagonları ve işletmede kömür yüklenen vagonlar en önemli oyuncaklarımızdı bizim o zamanlar...
http://farm1.static.flickr.com/136/397894058_f872fbb815.jpg?v=0Beş yaşından on iki yaşına kadar bir masalı yaşadığım bu küçük işletmede, bir defasında beni çok etkileyen, fakat anlam veremediğim bir olay olmuştu. Bir gece, birbirlerini o kadar sevip sayan, aralarında hiçbir sorun bulunmayan işletme insanları, sonrasında çocuklarla kadınların da karışacağı müthiş bir kavga tutuşmuşlar, genç yaşlı demeden birbirlerini kıyasıya yumruklamaya başlamışlardı. Aslında o döneme göre okumuş, güngörmüş mevki sahibi, saygın insanlardı bu kişiler.
Nedenini bilemediğim, bende yarım asrı aşkın bir zamandır gizemini koruyan bu hadise, İsmail Doruk’un senaryosuyla kısmen yanıtını buldu. Bir şairin, “deprem gibidir aşk, insanı ne zaman ve nerde vuracağı belli olmaz” dediği gibi aslında bu kavga, belki de yasak olan, ama mutlaka büyük bir aşkın sonucuydu.
İşte bu nedenle İsmail’in hikâyesi beni çok etkiledi. Adeta 1947–1953 dönemini yeniden yaşar gibi oldum okuduğumda. Hikâyenin içinde sadece aşk yoktu şüphesiz. Örneğin, ders aldığımız ve bizi olumlu yönde etkileyen din hocamızı da bulmuştum bu hikâyede. Tek farkla ki, bizim hocamız, o dönemin özelliğiyle olacak, bir süre sonra komünist denilerek sürülecekti, işletmeden... Tayinler sebebiyle durmadan yer değiştirmek zorunda kalan ailelerle, kaybolan arkadaşlıkların acısı da işin cabası...
İsmail’in hikâyesi, lirik, hüzünlü, ama o derecede sürükleyici. Uzun zaman finalini tartıştık, ama sonunda doğrusunu yaptığımıza inanıyorum. Sağlam bir ekiple çekildi, yetkin kişilerce kurgulandı, önemli müzik adamlarıyla bezendi. ADEM’İN TRENLERİ’nin Türk sinema tarihinde önemli bir yere sahip olacağına inanıyorum.
Sami Dündar (Yapımcı–İstisnai Filmler)
Profesyonel film seyredicisi olarak İsmail Doruk’un senaryosunu okuduğumda epeyce tedirgin olmuştum. Bu senaryoda; yaşayan, iç içe geçmiş mükemmel örgüyü Barış hakikaten beyazperdeye yansıtabilecek miydi? Diyelim ki yansıttı, Türk izleyici böyle bir filme hazırlıklı mıydı? Daha bir çok soru işareti uçuşurken aklımda kendimi mekan ararken buldum Manisa’da…
Ezel ve Barış’la birlikte Karaağaçlı istasyonunu hayranlıkla gezerken birçok soru cevabını bulmuştu bile…
http://farm1.static.flickr.com/185/397884046_757ea83f77.jpg?v=0Nihayet motor dedik ve gurur duyabileceğim bir filme yapımcı olarak imza attım.
Kısaca filmde emeği geçenlerden bahsetmek isterim sizlere:
Barış Pirhasan (Yönetmen)
Yeşilçam’ın aykırı ama bir o kadar da etkileyici kalemi ve yönetmeni Barış Pirhasan, “Adem’in Trenleri” filmiyle yeni bir sayfa açmaya kararlı anlaşılan…
Sanatçı bir aileden gelmesi yaşamına muhakkak ki birçok değerler katmıştır ancak özgün sanatçı kişiliğini belirleyen çalışmalara bakıldığında, özel çizgisini daha ilk anda yakalayabiliyoruz. Atıf Yılmaz ile yaptığı “Aaah Belinda” “Asiye Nasıl Kurtulur” “Adı Vasfiye” hemen aklımıza gelen filmleri.
Barış Pirhasan her karesinde samimi, yalın, ‘bizden’ duygusunu hissedebileceğimiz bir film armağan etti bize…
Cem Özer (Hasan Hoca)
Onun için söylenecek ilk söz: “Bu adam müthiş bir oyuncu…”
İşine verdiği öneme saygı duymamak elde değil. Rolüne hazırlanışına tanık olmak, film ekibimiz için çok büyük bir tecrübe oldu. Belki de bu film, Cem Özer’in oyunculuğunda bir milat olacak. Günümüz izleyicileri, onu çoğunlukla absürt ya da komik rollerle tanıdı. O ise, Hasan Hoca karakteriyle, gerçek bir oyuncunun her rolü başarıyla oynayabileceğini kanıtladı. Genç oyuncu adaylarının ondan öğreneceği çok var…
Nurgül Yeşilçay (Hacer)
Türk Sineması’nın baş tacı Türkan Şoray, “Selvi Boylum Al Yazmalım” filmiyle gönüllerimizin de kraliçesi olmuş; akıllardan hiç çıkmayan gözleri, saf ve çekici güzelliğiyle benzersiz bir yer edinmişti Türkan Sultan.
Nurgül Yeşilçay, oyunculuk kariyerinde Türkan Sultan’ın tahtına göz dikmedi belki. Ancak gösterdiği mükemmel performansla, yerini belirledi. Duru güzelliğine eklediği müthiş yeteneği ile kendisini unutulmayacak bir noktaya taşıdı.
“Adem’in Trenleri”ndeki Hacer tiplemesi, Nurgül Yeşilçay’ın, oyunculukta kendini tekrar etmeme başarısını gösterebilen bir yetenek olduğunu gözler önüne seriyor.
Atıf Emir Benderlioğlu (Bekir)
“Artık sinemamızın yeni bir jönü var” diyebiliriz rahatlıkla. Atıf Emir Benderlioğlu, Adem’in Trenleri’ndeki oyuncu büyüklerinin yanında yeteneğini kanıtlıyor.
İlk filminde “Kim bu genç oyuncu?” merakını uyandırmayı başardı. Bundan sonra sık sık beyazperdede izleyeceğimiz hissini veriyor bizlere…
Erkan Taşdöğen (Necip), Asuman Dabak (Münevver), Hakan Bilgin (Bekçi Reşat), Veysel Diker (Ömer Aslan)
Kim demiş “oyuncu her rolü oynayamaz” diye?
Erkan’ı, Asuman’ı, Hakan’ı, Veysel’i; hep komik ya da hicivli rollerden biliriz. Pek de severiz Türk halkı olarak bu tiyatro gönüllülerini…
İşte size iftiharla sunuyoruz muhteşem dörtlüyü…
Tiyatro eğitiminin yetenekle birleştiği yer desek abartmış olmayız herhalde? Cast direktörleri ve yapımcı dostlarımız bundan böyle oyuncuları seçerken onların önceden oynadığı karakterleri baz almak yerine kabiliyetlerini incelemeye başlayacaklardır diye umuyoruz…
Derya Alabora (Şükran), Yıldız Kültür (Hala), Turhan Özdemir (Müdür Kazım)
İşte budur! Dedirttiler bize yılların tecrübeli tiyatro oyuncuları.
Büründükleri her rolde bize o karakterleri yaşatmayı ilke edinmiş hatta bunu bir yaşam biçimi haline dönüştürmüş ustalarımızı ayakta alkışlıyoruz…
Ümit Çırak (Yol Çavuşu Musa), Münire Apaydın (Emine), Güner Özkul (Hamiyet)
Yine bizi şaşırtmayan, alkışları hak eden oyuncularımız.
Ümit’i çok yakında yönetmen olarak görmeye hazırlanın.
Güner; kanında dolaşan sahne tozuna öyle çok yakışıyor ki!
Ya Münire’ye ne demeli? “Bekleyin geliyorum” dercesine bakıyor objektiften yüreğimize…
Fıratcan Aydın (Adem), Zeynep Deniz Özbay (Fatmacık)
Ve işte geldik iki minik yeteneğimize…
Fıratcan Aydın; sanki yılların oyuncusu edasıyla dolaştı sette durmadan. Kendisine “Adem” dendiğinde bile şımarmadan büyük amcaları, teyzelerinin yanında en vakur tavrıyla gönüllerimiz fethetti küçük dev oyuncumuz.
Ya Zeynep Deniz Özbay’a ne demeli? “O bir küçük hanımefendi” işte bu laf tam da Zeynepcik’i anlatıyor.
Fatmacık karakterine can verirken hiç zorlanmayan minik oyuncumuz, setteki boş zamanlarını uyuyarak geçirdi sanıyorsanız aldanıyorsunuz. Nerdeyse her sahneyi dikkatlice izledi küçük prensesimiz.
Gelecekte her iki minik oyuncumuzu da büyük başarılar bekliyor bizce…
Ezel Akay (Hasan Tilki)
Kendi anlatımı: “Oyunculuk, dümbelekçilik, vokalistlik, eski halı tamirciliği, marangoz çıraklığı, aşçılık, reklâm yazarlığı ve sonunda da yönetmenlik yaptım. Yapmayı başardım. Ancak artık kendime “film anlatıcısı” demekte ısrarlıyım.”
Bu filmde birçok hünerlerinden istifade ettik ama sizler için bir yönünü, yani oyunculuğunu filme çekebildik…
Peter Steuger (Görüntü Yönetmeni)
Size bir sır vermemiz lazım bu adam hakkında. Görüntü yönetmeni olarak uluslar arası başarılarını biliyorduk sete gelmeden önce. İlk motor komutunu duyduktan sonra monitörden izlediğimiz resimleri çok beğenmiştik ve Barış Pirhasan’ın iyi bir seçim yaptığını anlamıştık. Lakin filmler yıkanıp da kurguya girmeye başladığında çok kötü bir şey oldu. Kesebileceğimiz bir kare bulamıyoruz diye feryat etmeye başladı kurgu ekibi…
Her bir kare tablo gibiydi. Peter Steuger; bir sanat eseri hediye etmişti bize…
Ezel Akay (Yapımcı–İstisnai Filmler) ve Barış Pirhasan (Yönetmen)
“...çiğ tanesi sanmak ne cüret, gözyaşıymış
insanın insana raptolduğu cevher...”
İsmet Özel - Bir Yusuf Masalı
http://farm1.static.flickr.com/108/273987586_25e4c08db0.jpg?v=0ADEM’in TRENLERİ
ve de
Adem ve Şeytan
Biz sinemacılar için söylenecek en basit söz şu:
Hayatımız sinema!
İşte bu film de bunun ispatıdır. Hayat, bir istasyona, bir filme sığdırılmış, bize perdeden el sallamaktadır.
İşte gayet karmaşık ahlâki hesaplaşmalar ama basit insanların günlük yaşamları içinde. Tartışılan dini sorunlar, manevi hayatımızla ilgili derin düşünceler, hep bu “basit” hayatların sürdürülebilmesini ve insanların bu dünyadaki varoluşlarını daha acısız kılabilmeyi amaçlar. http://farm1.static.flickr.com/188/397885047_759b5a311d_o.jpg
İsmail Doruk’un senaryosu, bu can alıcı sorunları, bir çocuk zihninin yalınlığı ve mizahıyla işleme fırsatı veriyor bize.
Ramazan:
Arife günü başlayıp bayram günü biten bir film.
Tren istasyonu:
Dünyanın kıyısında, onunla günlük alışveriş içinde içine kapalı bir evren.
Zaman:
İstasyondakiler, yanlarından geçip giden trenlerin zamanına ait değil. Sağlık hizmetinden dine kadar her şey dışardan gelip, işini yapıp gitmek zorunda.
Günah ve sevap:
Ne zaman iyilik, ne zaman kötülük etmiş oluruz? Merhamet, nefsini terbiye, erdem ne mene şeylerdir? Hayat, günlük mücadele ve çekişmeler, büyük küçük çıkar hesaplaşmaları içinde geçip gidiyor.
Derin sorular:
Soruları soruyoruz ama “hayat gailesi” içinde hep yarım yamalak cevaplarla yetinmek zorunda kalıyoruz.
Hasan Hoca’nın “mesel”i:
En temel duygular. Tutkular, anne-babalık, karı-kocalık, sevgi, cinsel saplantı gibi güçlü ve kısmen karanlık manevi bölgeler...
Adem, ademlerden biri, bir küçük adem:
Yetişkinlerin öğrendik diye kapattıkları defterleri daha yeni açıyor.
Böylece,
Hiç kimsenin cevabını bulamadığı sorularla dolu bu defteri, kikirdeyen bir mizah duygusu ile kucağımıza bırakıyor...
Haydi, trenlere binin,
bizim istasyonda inin,
başka hiçbir şey beklemiyoruz sizden;
sadece, bizi seyredin...
Oyuncular…
http://farm1.static.flickr.com/184/397889997_b98d610190.jpg?v=0Cem Özer
”Adem’in Trenleri” evrensel bir çerçevenin içine oturtulmuş, yerel motiflerle bezeli bir tabloya benziyor. Tablo benzetmesinin altını çizmek istiyorum. Çünkü filmdeki her bir kare tablo özeninde. Bu işten anlayanlar ya da birazcık zevk, gusto sahibi olanlar, ne demek istediğimi filmi izlediklerinde fark edeceklerdir.
Evrenselliğine gelince; filmdeki imamı İrlandalı bir rahip yapın ve İrlanda’da bir köye getirip aynı hikâyeyi işleyin hiçbir şey değişmez. Çünkü film aslında dibine kadar romantik ve duygusal, hatta çokça acıklı bir aşk hikayesi.
Benim için en özellikli yanı, Nurgül’le bir daha kimbilir ne zaman yakalayacağımı bilemediğim karşılıklı oynama fırsatıydı. Çünkü o, dünyanın en iyi kadın oyuncularından biri.
Bu müthiş aşk filmini çekerken, bir kez daha aşık oldum. Cem Özer olarak karıma, İmam Hasan olarak Hacer’e… Filmi izlerken ise, hem bir aşık, hem de bir baba olarak gözyaşlarımı tutamadım.
http://farm1.static.flickr.com/149/397881150_e13e167d5e.jpg?v=0Nurgül Yeşilçay
Aylin’in stüdyosuna ilk gidişimizdi. Filmin montajlanmış halini izleyecektik. (Sonra sıkça gittik anlamına gelmiyor tabii…) Cem’le oturduk perdenin karşısındaki beyaz koltuğa. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve aldık. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve alıp ışıkları söndürdük. Beyaz perdenin karşısındaki beyaz koltuğa oturup beyaz birer fincan kahve alıp ışıkları söndürüp başladık izlemeye… (Çok heyecanlıydım, her şey bana uzun mu geliyordu ne?)
Çekerken, san’at filmi çekiyormuşuz duygusuyla oynadığım filmin, bitmiş halini görünce, kafama balyozla vurulmuşa döndüm. Sonra bir de ne göreyim; Cem’in kafasında da bir balyoz, kendi kendine vurup durmuyor mu? (Bu anlattıklarım sanat filmi çekmedik anlamına gelmiyor tabii...)
Sanırım filmin ortalarında bir yerlerde sağ gözümün sol alt yanına inatçı bir damla geldi kuruldu. Cem’e, damla olmayan sol gözümün sağ üst yanıyla bakıyorum gizli gizli; onda damla akmıyor. Ee o zaman benimki de akmıyor. Ama bir yerde arkadan gelen damlalar ittirmiş olacak ki, artık hepsi birden akmaya başlıyor. İvedilikle Cem’e bakıyorum tabii ve rahatlıyorum. Çünkü onun gözyaşlarıyla sümüğü birbirine karışmış durumda. Ben de kapıp koyveriyorum. İşte o andan itibaren filmin sonuna kadar sümüğümüzü çeke çeke böyle bir filmin içinde olmanın gururuyla birbirimize daha da aşık bitiriyoruz filmi. (Önceden aşık değildik anlamına gelmiyor tabii)
Eee darısı sizin de başınıza…
Durumun tuhaflığını yeterince anlatamamış olabilirim, bir de şöyle söyleyeyim: Elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltuğun karşısındaki beyaz perdede oynayan adam kocam, elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltuğun karşısındaki beyaz perdede oynayan adamın karşısındaki ben, beyaz perdenin karşısındaki elimizdeki beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltukta yanımda ağlayan adam kocam, beyaz perdenin karşısındaki elimizde beyaz fincanlarla oturduğumuz beyaz koltukta yanımda ağlayan adamın yanında ağlayan ben.
Yani diyeceğim siz bu filmi beyaz perdenin karşısında, hangi renk koltukta, yanınızda kimle izleyeceksiniz bilemem ama yanınızda BEYAZ bir mendil mutlaka olsun.
http://farm1.static.flickr.com/88/273988406_dc874c3f85.jpg?v=0Derya Alabora
”Ademin Trenleri” benim uzun zamandan sonra kabul ettiğim ilk iş oldu. Senaryoyu okuduğumda önce çok kararsız kaldım, rolle kendimi çok bütünleştiremedim. Barış’a kaygılarımdan söz ettim. Rol üzerinde konuşabileceğimizden ve bunu halledebileceğimizden söz etti. Gerçekten de filmin sonunda oynadığım karakterden oldukça hoşnut olduğumu söyleyebilirim. Şimdiye kadar oynadığım rollerden daha farklı bir kişilik çıktı. Barış’la çalışmak benim için çok güzeldi. Görüntü yönetmenimizin sakin ve detaycı kişiliği, her sabah sete herkesten daha güler yüzle gelmesi beni çekim sırasında çok motive etti. Yeni dostlar edindim. Filmin son halini çok merak ediyorum, heyecanla bekliyorum…
http://farm1.static.flickr.com/137/397888523_b37097a954.jpg?v=0Erkan Taşdöğen
Bir tren düşünün, sadece gelip geçenlerden… Bir istasyon düşünün, her yere uzak… Ve bir avuç insan; kendi küçük öyküleriyle her şeye uzak. Ama insan, ıssızlığın ortasında bile yine de insandır işte…
“Adem’in Trenleri”, o sıradan insanlardan, belki de dönüp de bakmayacağımız öyküleriyle, biz oyuncuları öylesine etkilemiştir ki, artık hepimiz o trenin içindeydik. Ve bu yolculuk, sanki daha önce hiç çıkmadıklarımızdandı.
Bir sinema filmi yapmanın keyfi ve zorluğu, her günü ayrı bir istasyon kılıyordu… Ve raylar üzerindeki serüven, perdede sonlanmadan, giderek herşey geride kalıyordu. Setler, provalar, çekimler, soğuk, Karaağaçlı, paydos… Herşey…
Ama ileriye bir şeyler bırakmaktır, sinema. Yeter ki, bir yüreğin inancı herkesi kavrasın bir gün…
Teşekkürler Barış Pirhasan…
Bu öyküye, bu yolculuğa, bu oyunculara inanıp, uc uca ekleyip hepsini, sakinliğin, sabrın ve bilgeliğinle bir film yarattığın için bizlerden…
Makinist olduğun için; hayatımın en güzel tren yolculuğunda…
http://farm1.static.flickr.com/152/397890811_1a5c9bdce8.jpg?v=0Yapım notları…
• Filmin çekimlerine 2006 Ramazan ayının ilk günlerinde, Manisa/Karaağaçlı tren istasyonunda başlandı ve 6 hafta sürdü.
• Tarihi bir eser olarak koruma kapsamında olan ve faaliyeti durdurulan istasyon ve çevresindeki binalar, filmin sanat gurubu tarafından özel olarak hazırlanan proje kapsamında, bu film için yeniden restore edildi.
• “Adem’in Trenleri”, Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın şimdiye kadar verdiği en yüksek yapım desteğini aldı. Bakanlık, sinema destek fonundan 450 bin YTL’lik katkı sağladı.
• TCDD, filmin en önemli bölümlerinin sponsorluğunu üstlendi. TCDD bu sponsorluk çerçevesinde, filmin çekimleri sırasında kullanılan lokomotif, yolcu vagonları ve yük vagonlarının yanı sıra, tren ve istasyon görevlileri gibi filmde yer alan figürasyonu da temin etti. Filme konuyla ilgili teknik danışmanlık da sağlayan TCDD, gerek depolarında bulunan, gerekse müzelerinde mevcut dekor, kostüm, aksesuar gibi ihtiyaçları da karşıladı.
• Film, 16mm. negatif olarak çekildi ve dijital ortama aktarıldı. Tüm post prodüksiyon dijital olarak yapıldıktan sonra, 35 mm. positif filme aktarılarak çoğaltıldı. Böylelikle son dönemde dijital teknolojiye geçen dünya sinemasına yepyeni bir kalite anlayışını analiz etme imkanı sağladı.
Bunun için filmin çekimleri için kullanılmakta olan Arri SR3 kamera ve lens seti, Almanya’dan Panther Gmbh şirketinden kiralanarak Türkiye’ye getirildi. Türkiye’de ilk kez filmin çekimleri 16 mm. film formatında yapıldı, ardından tamamı taranarak dijital ortama aktarıldı. Tüm renk düzeltme işlemleri dijital ortamda gerçekleştirildi ve sonrasında da gösterim formatı olan 35 mm.’lik filme aktarılarak sinema gösterim kopyaları basıldı.
• Filmin ses kayıtları, dünya standartlarının en iyisi. Ülkemizde ilk kez 8 kanallı bir kayıt sistemi kullanıldı. Tüm sesler, sabit diske kaydedildi. Sistemin büyük bir bölümü Fransa’dan getirildi ve Fransa’da yaşayan Türk teknisyen Yunus Acar, ses operatörlüğünü üstlendi.
• Işık sitemlerini temin eden Film Sokağı, bu sette 6 adet helyum balon kullandı. Gece çekimlerinde geniş arazilerin görüntülenebilmesi için bulunan sistem, ilk kez bu kadar büyük bir prodüksiyon haline dönüştü.
|
|